TCK m. 68/5, ceza zamanaşımının 'kalan ceza miktarı esas alınarak' hesaplanacağını belirtmektedir. Bu hükmün, 5237 sayılı TCK öncesi dönemdeki uygulamadan farkı nedir ve bu düzenlemenin adalet ve orantılılık ilkeleri açısından önemi nedir? Örneğin, 12 yıl hapis cezasına mahkum olan ve cezasının 8 yılını infaz ettikten sonra firar eden bir hükümlünün ceza zamanaşımı süresi, TCK m. 68/1 hükümleri çerçevesinde nasıl hesaplanmalıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #79488

TCK m. 68/5'te yer alan 'kalan ceza miktarı esas alınarak süre hesaplanır' hükmü, 765 sayılı eski TCK uygulamasından önemli bir farklılık arz etmektedir. Eski TCK döneminde, ceza zamanaşımı süresi hükmolunan toplam ceza miktarına göre belirleniyor ve infazın kesintiye uğraması durumunda bu sürenin tamamının yeniden işlemesi söz konusu oluyordu. 5237 sayılı TCK ise daha adil ve orantılı bir sistem benimsemiştir. Bu yeni düzenlemeye göre, zamanaşımı süresi, infazın kesintiye uğradığı (örneğin firar) andaki 'kalan ceza miktarına' göre belirlenir. Bu, cezasının önemli bir bölümünü çekmiş olan bir hükümlü ile hiç çekmemiş olan bir hükümlü arasında zamanaşımı süresi bakımından bir ayrım yapılmasını sağlayarak orantılılık ilkesini hayata geçirir. Sorudaki örnekte, hükümlü 12 yıl hapis cezasına mahkum olmuştur. Bu ceza, TCK m. 68/1-d uyarınca ('Beş yıldan fazla hapis cezaları') başlangıçta 20 yıllık ceza zamanaşımına tabidir. Hükümlü cezasının 8 yılını infaz ettikten sonra firar ettiğinde, infazı gereken 'kalan ceza miktarı' 4 yıldır (12 - 8 = 4 yıl). Bu kalan miktar, TCK m. 68/1-e'deki 'Beş yıla kadar hapis' kategorisine girmektedir. Dolayısıyla, firar tarihinden itibaren işleyecek olan ceza zamanaşımı süresi artık 20 yıl değil, 10 yıl olacaktır. Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2017/1520 E., 2017/4024 K. sayılı kararı da bu hesaplama yöntemini teyit etmektedir. Bu düzenleme, cezanın infazından kaçan kişinin, infaz edilen kısım yok sayılarak baştaki süreye tabi tutulması şeklindeki adaletsizliği önlemektedir.