Cinsel suçların ispatında, Yargıtay'ın 'mağdurun beyanı esastır' ilkesini hangi kriterler çerçevesinde uyguladığını ve bu ilkenin CMK'nın temel prensiplerinden olan 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesiyle nasıl bir denge içinde yorumlandığını, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2021/129 K. sayılı kararı gibi yerleşik içtihatlar ışığında tartışınız. Mağdurun aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunması, sanıkla arasında önceden husumet bulunması ve beyanlarının adli tıp raporuyla desteklenmemesi durumunda, mahkemenin sadece mağdur beyanına dayanarak mahkumiyet hükmü kurması mümkün müdür?
Cinsel suçlar genellikle tanık olmaksızın, fail ile mağdur arasında işlendiğinden ispatı güçtür. Bu nedenle Yargıtay, delil değerlendirmesinde mağdur beyanına özel bir önem atfetmektedir. Ancak 'mağdurun beyanı esastır' ilkesi, sanığın savunma hakkını veya 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesini ortadan kaldıran mutlak bir kural değildir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bir mağdur beyanının mahkumiyete esas alınabilmesi için şu kriterleri taşıması gerekir: 1) Beyanların aşamalarda (kolluk, savcılık, mahkeme) tutarlı ve çelişkisiz olması. 2) Mağdurun, kendi onur ve namusunu ilgilendiren bir konuda sanığa iftira atması için somut bir nedenin (örn. husumet) bulunmaması. 3) Beyanların hayatın olağan akışına uygun olması. 4) Yan delillerle (adli tıp raporu, tanık beyanları, mesaj kayıtları vb.) çelişmemesi veya mümkünse desteklenmesi. 'Şüpheden sanık yararlanır' ilkesi, ceza yargılamasının temel taşıdır ve bir suçun sanık tarafından işlendiğinin yüzde yüz bir kesinlikle, her türlü şüpheden uzak bir biçimde ispat edilememesi durumunda sanığın beraat etmesi gerektiğini ifade eder. Yargıtay, bu iki ilke arasında bir denge kurmaktadır. Eğer mağdur beyanı yukarıdaki kriterleri taşıyorsa, yan delil olmasa dahi mahkumiyet için yeterli görülebilmektedir. Ancak, soruda belirtildiği gibi, mağdurun beyanları aşamalarda çelişkili ise, sanıkla arasında ispatlanmış bir husumet varsa ve beyanları adli tıp raporu gibi objektif delillerle desteklenmiyor, hatta çelişiyorsa, artık ortada makul bir şüphe var demektir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2021/129 K. sayılı kararında da vurgulandığı gibi, çelişkili beyanlar, husumet varlığı ve hayatın olağan akışına aykırılık gibi durumlar birleştiğinde, sanığın eylemi rızaya aykırı olarak gerçekleştirdiği hususu şüphede kalır ve bu şüphe sanık lehine yorumlanmalıdır. Bu durumda mahkemenin, sadece çelişkili ve desteklenmeyen mağdur beyanına dayanarak mahkumiyet hükmü kurması hukuka aykırı olacaktır.