Anayasa Mahkemesi'nin 2014/15345 başvuru numaralı kararında, başvurucunun kendisi teknik olarak ilk derece mahkemesindeki davanın tarafı olmamasına rağmen (dava velayeten kızı adına açılmıştır), 'ebeveynlerin eğitimde dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkı' yönünden başvurusunun kabul edilebilir bulunmasının hukuki gerekçesi nedir? Bu durum, 'mağdur' sıfatının yorumlanmasındaki esnekliğe nasıl bir örnek teşkil eder?
AYM'nin bu kararı, bireysel başvuruda 'mağdur' sıfatının yorumlanmasındaki esnekliği ve hakkın niteliğine odaklanan yaklaşımı göstermesi açısından önemlidir. Başvurucu baba, ilk derece mahkemesindeki iptal davasını kızı adına 'velayeten' açmıştır, dolayısıyla davanın tarafı hukuken kızıdır. Ancak AYM, başvuruyu kabul edilebilir bulurken şu gerekçeye dayanmıştır: İhlal iddiasının konusu olan hak, AİHS'e Ek 1 No'lu Protokol'ün 2. maddesi ve Anayasa'nın 24. maddesinde güvence altına alınan 'ebeveynlerin eğitim ve öğretimde dini ve felsefi inançlarına saygı gösterilmesini isteme hakkı'dır. Bu hak, doğası gereği çocuğa değil, doğrudan 'ebeveyne' aittir. Çocuğun zorunlu derse tabi tutulması, ebeveynin bu hakkını doğrudan etkileyen ve ihlal ettiği iddia edilen bir durumdur. Dolayısıyla, yargılamanın şekli tarafı çocuk olsa da, uyuşmazlığın esasını oluşturan haktan doğrudan etkilenen ve bu hakkın ihlali nedeniyle güncel ve kişisel bir menfaati zedelenen kişi başvurucu babadır. AYM, bu şekilde şekli taraf sıfatından ziyade, ihlal edildiği iddia edilen hakkın niteliğine ve bu haktan 'doğrudan etkilenme' durumuna bakarak mağdur sıfatını geniş yorumlamıştır. Bu, Anayasa yargılamasında hak eksenli ve etkili bir koruma sağlama amacının bir yansımasıdır.