Zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin Anayasa'ya uygunluğunun denetiminde, AYM ve İHAM'ın dikkate aldığı 'devletin takdir payı' kavramının sınırları nelerdir? Nüfusunun çoğunluğunun belirli bir dine mensup olması, o dinin müfredatta daha geniş yer almasını tek başına meşrulaştırır mı?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #79475

AYM ve İHAM, eğitim müfredatlarının düzenlenmesinde devletlerin geniş bir 'takdir payı' olduğunu kabul etmektedir. Bu takdir payı, devletin kendi tarihsel, kültürel ve sosyolojik gerçekliklerine uygun bir eğitim sistemi kurmasını içerir. Bu çerçevede, bir ülkenin nüfusunun büyük çoğunluğunun benimsediği bir dinin, DKAB dersi müfredatında diğer dinlere veya felsefelere nazaran daha geniş yer tutması, tek başına bir hak ihlali veya 'çoğulculuk ve nesnellik' ilkelerinden bir sapma olarak kabul edilmez (Bkz: Mansur Yalçın ve Diğerleri/Türkiye kararı). Ancak bu takdir payı sınırsız değildir. Sınırı, dersin bir 'öğretim' olmaktan çıkıp, 'sistematik telkin (endoktrinasyon)' amacına hizmet eden bir 'eğitim' aracına dönüşmesidir. Eğer müfredat, çoğunluk dinini tek doğru olarak sunuyor, diğer inançları görmezden geliyor, eleştirel düşünceye yer vermiyor ve öğrencileri o dinin ibadet ve ritüellerini benimsemeye yöneltiyorsa, bu durum devletin takdir payını aştığı anlamına gelir. Devletin takdir payı, nesnellik, eleştirel yaklaşım ve çoğulculuk ilkeleriyle sınırlıdır. Çoğunluk dinine ağırlık verilmesi meşru olabilir, ancak bu durumun diğer inançlara sahip öğrenciler için bir 'aidiyet çatışması' yaratmaması ve onlara koşulsuz muafiyet gibi alternatiflerin sunulması zorunludur. Aksi takdirde, takdir payı aşılmış ve eğitim hakkı ihlal edilmiş olur.