Alacağı bir ilama (mahkeme kararına) dayanan alacaklının, ilamlı icra takibi yapmak yerine, borçlunun malları üzerine ihtiyati haciz istemesindeki hukuki menfaati nedir? Bu durumda mahkemenin teminat (İİK m. 259) konusundaki yaklaşımı nasıl olmalıdır?
Alacağı ilama dayanan bir alacaklının, doğrudan ilamlı icra takibi (İİK m. 32 vd.) başlatma hakkı olmasına rağmen, öncesinde ihtiyati haciz (İİK m. 257) talep etmesinde hukuki menfaati vardır. Bu menfaatin temel nedeni 'zaman' faktörü ve 'baskın haciz' riskidir. İlamlı icra takibinde, borçluya icra emri tebliğ edilir ve borçlunun yasal süreler içinde (itiraz, temyiz, tehir-i icra talebi vb.) işlemleri yapması beklenir. Bu süreçte borçlunun mallarını kaçırma veya başka alacaklıların kesin haciz koyarak sıraya girmesi riski bulunur. İhtiyati haciz ise, borçlunun haberi olmadan, çok hızlı bir şekilde (bazen aynı gün içinde) karar alınıp uygulanabilen bir tedbirdir. Alacaklı, bu yolla borçlunun malvarlığına sürpriz bir şekilde el koyarak, diğer alacaklılardan önce fiili bir öncelik elde eder ve mal kaçırma riskini ortadan kaldırır. İhtiyati haciz uygulandıktan sonra, daha güvenli bir şekilde ilamlı icra takibini başlatabilir. Mahkemenin teminat konusundaki yaklaşımı ise İİK m. 259/2'de açıkça düzenlenmiştir: 'Ancak alacak bir ilama müstenit ise teminat aranmaz.' Alacak, bir mahkeme kararıyla kesinleştiği için, alacaklının haksız çıkma ihtimali ortadan kalkmıştır. Bu nedenle, borçluyu veya üçüncü kişileri haksız bir hacze karşı koruma işlevi olan teminatın alınmasına gerek kalmaz. Mahkeme, bu durumda teminatsız olarak ihtiyati hacze karar vermek zorundadır.