Haksız ihtiyati hacizden kaynaklanan tazminat davasında (İİK m. 259/son), alacaklının sorumluluğunun 'kusursuz sorumluluk' olarak nitelendirilmesinin hukuki temelini ve 'fedakarlığın denkleştirilmesi' ilkesiyle olan bağını açıklayınız. Davacının bu davada neleri ispat etmesi yeterlidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #79469

Haksız ihtiyati hacizden kaynaklanan tazminat davasında alacaklının sorumluluğu, Yargıtay ve doktrin tarafından 'kusursuz sorumluluk' olarak kabul edilmektedir. Bunun hukuki temeli, alacaklının kusurlu (kötü niyetli, ihmalkar) olup olmamasından bağımsız olarak, kanunun kendisine tanıdığı istisnai ve karşı tarafın mülkiyet hakkına ağır bir müdahale teşkil eden bir yola başvurmasının riskini de üstlenmesi gerektiği düşüncesidir. Bu sorumluluk türü, daha spesifik olarak 'fedakarlığın denkleştirilmesi' veya 'hakkaniyet sorumluluğu' ilkelerine dayandırılır. Yani, alacaklının menfaati için borçlunun mülkiyet hakkı feda edilmekte, ancak bu müdahalenin sonradan haksız olduğu anlaşılırsa, bu fedakarlığın yarattığı zararın denkleştirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle davacının (borçlu veya üçüncü kişinin), alacaklının kusurunu veya kötü niyetini ispatlamasına gerek yoktur. Davacının tazminata hak kazanabilmesi için ispatlaması gereken unsurlar şunlardır: 1) Geçerli bir ihtiyati haciz kararının uygulanmış olması. 2) Bu ihtiyati haczin sonradan haksızlığının ortaya çıkması (örneğin, alacaklının davayı kaybetmesi, takibin iptal edilmesi). 3) Bu haksız haciz nedeniyle bir zararının doğmuş olması (örn: malın değer kaybetmesi, ticari itibarın zedelenmesi). 4) Haciz ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması. Bu unsurlar ispatlandığında, alacaklı kusursuz dahi olsa tazminat ödemekle yükümlü olur.