765 sayılı eski TCK'da güvenlik tedbiri olarak düzenlenen ve süresiz olabilen 'muhafaza ve tedavi altına alınma' (m. 46) kararının ceza zamanaşımına tabi olup olmadığı konusundaki hukuki boşluğu, Yargıtay'ın ceza hukuku ilkeleri çerçevesinde nasıl doldurduğunu ve bu kararlar için hangi zamanaşımı süresini kıyasen uyguladığını analiz ediniz. (Bkz: Yargıtay 1. CD, E. 2013/4703, K. 2014/432)
765 sayılı eski TCK, akıl hastaları hakkında verilen 'muhafaza ve tedavi altına alınma' (m. 46) kararının infazı için bir zamanaşımı süresi öngörmemişti. Bu durum, teorik olarak bir kişinin ömür boyu bu kararın infazı tehdidi altında kalması sonucunu doğurabilirdi. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2014/432 K. sayılı kararında bu hukuki boşluğu, temel ceza hukuku ilkeleri ve hakkaniyet çerçevesinde yorumlayarak doldurmuştur. Daire, bu kararın sanığın 'özgürlüğünü kısıtlayıcı bir sonuç doğurduğunu' tespit ederek, özgürlüğü kısıtlayan her türlü yaptırımın bir zamanaşımına tabi olması gerektiği ilkesinden hareket etmiştir. Açık bir yasal düzenleme olmamasına rağmen, Daire, kıyas yoluyla bir çözüm üretmiştir. Buna göre, hakkında bu tedbire karar verilen kişinin, eğer akıl hastası olmasaydı işlediği suçtan dolayı alacağı cezanın tabi olacağı ceza zamanaşımı süresinin, bu tedbirin infazı için de azami süre olarak kabul edilmesi gerektiğine karar vermiştir. Örneğin, kasten öldürme suçunu işleyen bir akıl hastası için, bu suçun 765 s. TCK m. 112'deki ceza zamanaşımı süresi (örneğin 20 veya 30 yıl), aynı zamanda muhafaza ve tedavi altına alınma kararının da azami infaz edilebilirlik süresi olarak kabul edilmiştir. Bu yorum, hem 'hukuki güvenlik' ilkesini sağlamış hem de süresiz bir infaz tehdidini ortadan kaldırarak kişi hak ve özgürlükleri lehine bir çözüm getirmiştir. 5237 sayılı yeni TCK'da ise güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin zamanaşımı konusunda daha net düzenlemeler mevcuttur.