Yargıtay, cinsel saldırı suçlarında mağdurun, yardım isteyebileceği bir ortamda (örneğin, muayenehanede başka hastalar varken) bağırmamasını veya fiziki bir tepki göstermemesini nasıl yorumlamaktadır? Bu durumun, suçun sübutu açısından tek başına belirleyici olup olmadığını 'şok etkisi' ve 'donma tepkisi' gibi psikolojik faktörler açısından kritik ediniz.
Yargıtay'ın bazı kararlarında, mağdurun yardım isteyebileceği bir ortamda bağırmaması veya tepki göstermemesi, sanık lehine bir emare olarak, yani rızanın varlığına veya olayın anlatıldığı gibi olmadığına dair bir şüphe unsuru olarak değerlendirilebilmektedir (Bkz: Y14CD-K.2021/2392). Bu yaklaşım, mağdurdan belirli bir direniş ve tepki beklenmesi gerektiği varsayımına dayanır. Ancak bu yorum, modern ceza hukuku ve viktimoloji (mağdur bilimi) açısından eleştiriye açıktır. Cinsel saldırı anında mağdurların yaşadığı yoğun korku, şok ve panik hali, 'savaş ya da kaç' tepkisinin yanı sıra 'donma' (tonic immobility) veya 'boyun eğme' (appeasement) gibi istemsiz fizyolojik ve psikolojik tepkilere de yol açabilir. Mağdur, sesinin çıkmayacağı, hareket edemeyeceği veya daha fazla zarar görmekten korktuğu için tepkisiz kalabilir. Dolayısıyla, mağdurun bağırmaması veya direnmemesi, tek başına rızanın varlığına veya olayın yaşanmadığına delil olarak kabul edilmemelidir. Yargıtay'ın daha güncel ve isabetli kararları, bu psikolojik gerçeklikleri dikkate alarak, her olayın kendi somut koşulları içinde değerlendirilmesi gerektiğini ve mağdurun tepkisizliğinin tek başına beraat gerekçesi yapılamayacağını kabul etmektedir. Mahkemenin, mağdurun beyanının tutarlılığı, samimiyeti ve diğer delillerle birlikte, bu psikolojik durumu da göz önünde bulundurarak bir sonuca varması gerekir. 'Bağırmadı, demek ki rızası vardı' şeklindeki mekanik bir yaklaşım, adil yargılanma hakkını ve mağdurun korunması ilkesini zedeler.