Tahrif edilmiş bir çeke dayalı olarak TTK m. 732 uyarınca sebepsiz zenginleşme davası açılıp açılamayacağı konusundaki Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılığını ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yaklaşımını kritik bir bakış açısıyla analiz ediniz. Hangi görüşün kambiyo hukukunun temel ilkelerine daha uygun olduğunu gerekçelendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #79398

Tahrif edilmiş bir çeke dayalı olarak sebepsiz zenginleşme davası açılması konusunda Yargıtay daireleri arasında görüş ayrılığı mevcutken, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (YHGK) daha kısıtlayıcı bir yorum benimsemiştir. Kapatılan Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, tahrifatın çeki geçersiz kılmadığı durumlarda, senedin tahrifattan önceki haline göre hakların değerlendirilmesi gerektiğini ve keşidecinin sebepsiz zenginleşmeye dayalı sorumluluğunun devam ettiğini kabul etme eğilimindeydi (Yargıtay 19 HD, 2017/4049E., 2018/694K.). Bu görüş, hakkaniyete ve alacaklının korunması ilkesine daha yakındır. Ancak YHGK, tahrif edilmiş ve bu nedenle 'çek vasfını yitirmiş' bir senede dayalı olarak TTK m. 732 uyarınca dava açılamayacağını belirtmiştir (YHGK, 2017/1630E., 2018/1186K.). YHGK'nın bu yaklaşımı, TTK m. 732'nin uygulanabilmesi için öncelikle ortada 'geçerli bir kambiyo senedi' bulunması gerektiği şeklindeki katı şekilcilik ilkesine dayanmaktadır. Kanaatimizce, 19. Hukuk Dairesi'nin görüşü kambiyo hukukunun amacına daha uygundur. Tahrifat, senedin temelindeki borç ilişkisini ve keşidecinin bu borçtan kurtularak zenginleştiği gerçeğini ortadan kaldırmaz. Eğer tahrifat, senedin zorunlu unsurlarını yok etmiyor ve senet tahrifattan önceki haliyle geçerliliğini koruyorsa, hamilin TTK m. 732'deki özel korumadan mahrum bırakılması, aşırı şekilcilik olur ve keşidecinin haksız zenginleşmesine yol açar. Bu durumda, tahrifattan önceki geçerli senet bedeli üzerinden ve o tarihlere göre zamanaşımı hesaplanarak davanın dinlenmesi, hem adalet hem de kanunun ruhuyla daha uyumlu olacaktır.