TTK m. 732/4 hükmü, 'Keşideci, sebepsiz zenginleşmiş olmadığını ispatla yükümlüdür' diyerek ispat yükünü davalıya yüklemektedir. Bu kuralın hukuki rasyonalini ve Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan 'hak arama hürriyeti' ve 'silahların eşitliği' ilkesi açısından potansiyel sorunlarını tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #79397

TTK m. 732/4'te ispat yükünün davalı keşideciye yüklenmesinin hukuki rasyonali, kambiyo senetlerinin tedavül kabiliyeti ve soyutluğu ilkelerine dayanır. Senedi ciro yoluyla devralan son hamilin, senedin temel ilişkisindeki (keşideci ile lehtar arasındaki) edimlerin ifa edilip edilmediğini bilmesi ve ispatlaması hayatın olağan akışına aykırıdır ve kendisinden beklenemez. Eğer ispat yükü hamilde olsaydı, bu dava fiilen işlemez hale gelir ve kambiyo senetlerine olan güven sarsılırdı. Kanun koyucu, bu zorluğu görerek ve hamilin korunması amacıyla bir 'zenginleşme karinesi' ihdas etmiş ve ispat külfetini, temel ilişkiye vakıf olan ve zenginleşmediğini (örneğin, malı teslim aldığını veya borcu başka yolla ödediğini) ispatlayabilecek konumdaki keşideciye yüklemiştir. 'Hak arama hürriyeti' ve 'silahların eşitliği' ilkesi açısından bu durum ilk bakışta davalı aleyhine bir dengesizlik gibi görülebilir. Ancak bu, mutlak bir dengesizlik değildir. Zira keşideci, sebepsiz zenginleşmediğini her türlü delille (tanık, ticari defter, yemin, belge vb.) ispatlama imkanına sahiptir. Yargıtay, zamanaşımına uğramış senedin yazılı delil başlangıcı teşkil ettiğini ve bu durumda keşidecinin tanık dinletebileceğini kabul etmektedir (Yargıtay 11 HD, 14186/612, 19.01.2015). Dolayısıyla, kuralın amacı davalıyı savunmasız bırakmak değil, ispat külfetini tarafların bilgi ve ispat imkanlarına göre adil bir şekilde dağıtmaktır. Bu nedenle, Anayasal ilkelere aykırı bir yönü olmadığı genel olarak kabul edilir.