İhtiyati haciz kararının infazı için alacaklının yatırması gereken teminatın (İİK m. 259) hukuki işlevi nedir? Hangi durumlarda mahkeme teminat almaktan vazgeçebilir veya teminat alıp almamayı takdir edebilir? Bu teminattan doğan sorumluluğun hukuki niteliğini (kusurlu/kusursuz sorumluluk) tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #79327

İhtiyati haciz kararının infazı için alacaklının yatırması gereken teminatın (İİK m. 259) hukuki işlevi, haksız çıkması durumunda borçlunun ve üçüncü kişilerin bu ihtiyati haciz nedeniyle uğrayabilecekleri muhtemel zararları güvence altına almaktır. Bu bir nevi garanti işlevi görür. Mahkeme, ihtiyati haciz talebini kabul ederken, kararın uygulanabilmesi için kural olarak teminat gösterilmesine de karar verir. Ancak bu kuralın istisnaları vardır: 1) Teminat Aranmayan Hal: İİK m. 259/2'ye göre, eğer alacak bir 'ilama' (kesinleşmiş mahkeme kararı) dayanıyorsa, alacağın varlığı ve miktarı kesin olduğundan, haksız çıkma ihtimali çok düşük kabul edilir ve mahkeme teminat aramaz. 2) Teminatın Takdire Bağlı Olduğu Hal: İİK m. 259/3'e göre, eğer alacak 'ilam niteliğinde bir belgeye' (İİK m. 38'de sayılan belgeler; noter senedi, mahkeme huzurunda yapılan sulhlar vb.) dayanıyorsa, mahkeme teminata lüzum olup olmadığını serbestçe takdir eder. Belgenin kesinliğine ve alacağın gücüne göre teminatsız karar verebilir. Haksız ihtiyati hacizden doğan sorumluluk, doktrin ve Yargıtay tarafından 'kusursuz sorumluluk' veya daha spesifik olarak 'fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesine dayanan tehlike sorumluluğu' olarak kabul edilir. Yani, alacaklının tazminata mahkum edilmesi için kusurlu olması (kötü niyetli olması) gerekmez. Geçici hukuki koruma gibi istisnai bir yola başvurarak borçlunun malvarlığına el koyduran alacaklının, bu eylemin riskine de katlanması gerektiği kabul edilir. Haczin haksız olduğunun sonradan anlaşılması, zararın tazmini için yeterlidir. Bu zarar, öncelikle yatırılan teminattan karşılanır.