Cinsel suçlarda mağdur beyanının, adli tıp raporu gibi bilimsel (teknik) delillerle çelişmesi durumunda hangisine üstünlük tanınmalıdır? Yargıtay'ın 'jinekolojik muayenede bulguya rastlanmaması' durumuna yaklaşımını, özellikle cinsel istismar suçları bağlamında analiz ediniz.
Ceza muhakemesinde deliller arasında bir hiyerarşi yoktur, mahkeme delilleri serbestçe takdir eder (CMK m. 217). Ancak, mağdurun sübjektif beyanı ile adli tıp raporu gibi objektif ve bilimsel bir delil arasında açık bir çelişki varsa, kural olarak bilimsel delile üstünlük tanınır. Mağdurun, organ sokma suretiyle nitelikli cinsel saldırıya uğradığını iddia etmesine rağmen, adli tıp raporunda 'duhule müsait olmadığı' veya 'fiili livata izine rastlanmadığı' gibi kesin bulguların yer alması, mağdur beyanının güvenilirliğini ciddi şekilde sarsar ve bu durumda sadece beyana dayanılarak mahkumiyet kurulması Yargıtay tarafından hukuka aykırı bulunmaktadır (Y14CD-K.2015/8430). Ancak, bu durum mutlak değildir. Özellikle çocukların cinsel istismarı suçlarında, eylemin üzerinden zaman geçmesi, eylemin niteliği (örneğin, tam bir birleşme olmadan yüzeysel temas) veya çocuğun anatomik yapısı nedeniyle her zaman fiziksel bir bulgu kalmayabilir. Adli tıp raporunda 'menfi' (olumsuz) bir bulgunun yer alması, suçun hiç işlenmediği anlamına gelmez. Bu durumda mahkeme, mağdurun beyanlarının tutarlılığı, samimiyeti, yaşıyla uyumsuz ayrıntılar içermesi (psikolog raporuyla desteklenmiş), olayı hemen başkasına anlatması gibi diğer güçlü emarelerin varlığı halinde, fiziksel bulgu olmasa dahi mahkumiyet kararı verebilir. Önemli olan, raporun beyanla açıkça çelişmemesidir. Raporun 'bulgu yok' demesi ile 'iddia edilen eylemin gerçekleşmesi fennen mümkün değil' demesi arasında fark vardır.