Cinsel saldırı suçunun işlenmesi amacıyla kişiyi hürriyetinden yoksun kılma (TCK m. 109) eyleminin, TCK m. 102'de düzenlenen cinsel saldırı suçuyla ilişkisi (gerçek içtima) nasıl kurulur? Hangi durumlarda hürriyeti kısıtlama eylemi, cinsel saldırı suçunun bir unsuru olarak erir ve ayrıca cezalandırılmaz? YCGK'nın 2017/937 E. sayılı kararındaki yaklaşımı analiz ediniz.
Cinsel saldırı suçu (TCK m. 102) ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu (TCK m. 109) arasında 'bileşik suç' (TCK m. 42) ilişkisi yoktur. Dolayısıyla, şartları oluştuğunda fail her iki suçtan da ayrı ayrı cezalandırılır (gerçek içtima). Bu iki suçun birlikte oluşup oluşmadığını belirleyen kriter, hürriyetten yoksun kılmanın, cinsel saldırı suçunun işlenmesi için 'zorunlu olan süreyi' aşıp aşmadığıdır. Her cinsel saldırı eylemi, doğası gereği mağdurun hareket özgürlüğünü anlık olarak kısıtlar. Ancak bu kısıtlama, cinsel saldırı eyleminin süresiyle sınırlı kalıyorsa ve suçun zorunlu bir unsuru niteliğindeyse, fail ayrıca TCK m. 109'dan cezalandırılmaz. Hürriyetten yoksun kılma suçunun ayrıca oluşabilmesi için, hürriyeti kısıtlamanın cinsel saldırı suçunun icrası için gerekli olan süreden 'daha uzun sürmesi' veya suçtan 'önce başlayıp' suçtan 'sonra da devam etmesi' gerekir. YCGK'nın 2017/937 E. sayılı kararında, sanıkların mağduru araca aldıktan sonra kapıları kilitleyip, mağdurun inme isteğine rağmen onu bir süre araçla dolaştırıp tenha bir yere götürdükleri kabul edilmiştir. Bu durumda, hürriyetten yoksun kılma eylemi, cinsel saldırının başladığı andan önce başlamış ve saldırı anına kadar devam etmiştir. Bu süre, cinsel saldırının işlenmesi için zorunlu olan süreyi aşmaktadır. Bu nedenle YCGK, sanıkların ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da sorumlu oldukları sonucuna varmıştır.