Bir polis memurunun, görev sırasında ekip arkadaşının silahının kazaen ateş alması sonucu ölmesi olayında, idarenin sorumluluğu 'hizmet kusuru' mu yoksa 'görev kusuru' mu olarak nitelendirilir ve bu ayrımın pratik önemi nedir? (Danıştay İDDGK, 2012/194 K. sayılı karar ışığında)

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #78300

Danıştay İDDGK'nın 2010/2740 E., 2012/194 K. sayılı kararına göre, bu olayda idarenin sorumluluğu **görev kusuru**'na dayanır. Ayrım şöyledir: - **Hizmet Kusuru:** Hizmetin kendisinin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi gibi anonim ve kişilerden bağımsız aksaklıklardır. (Örn: Yetersiz teçhizat) - **Görev Kusuru:** İdare ajanının (memurun), hizmet içinde veya hizmet dolayısıyla, kendisine verilen yetki ve araçları kullanarak işlediği, kişisel olarak ona atfedilebilen ancak hizmetten de ayrılamayan kusurdur. Somut olayda, silahın kazaen ateş alması, doğrudan doğruya hizmetin kendisindeki bir aksaklıktan ziyade, o hizmeti yürüten ajanın kişisel kusurundan (dikkatsizlik, tedbirsizlik) kaynaklanmaktadır. Ancak bu kişisel kusur, görev sırasında ve görevle ilgili bir araçla (hizmet silahı) işlendiği için hizmetten ayrılamaz ve 'görev kusuru' halini alır. **Pratik Önemi:** Anayasa'nın 129/5. maddesi gereği, memurların görev kusurlarından doğan tazminat davaları, ancak idare aleyhine açılabilir. İdare, bu tazminatı ödedikten sonra, kusurlu memura rücu edebilir. Eğer olay tamamen kişisel kusur (görevle ilgisiz, örn: kişisel husumetle ateş etme) olsaydı, dava doğrudan memura karşı adli yargıda açılabilirdi. Görev kusuru, davayı idari yargıya ve idareye yöneltir.