TCK m. 220/6 (örgüt adına suç işleme) ile ilgili olarak AYM'nin Hamit Yakut kararında, 'terör örgütleri bakımından örgüt adına işlenebilecek suçların yalnızca 3713 sayılı Kanunun 3. ve 4. maddelerinde sayılan suçlar olduğuna yönelik' öğreti görüşüne atıf yapılmaktadır. Bu görüş kabul edilseydi, TCK m. 220/6'nın yarattığı hangi temel sorun çözülmüş olurdu?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #77626

Öğretideki bu görüş kabul edilseydi, TCK m. 220/6'nın yarattığı en temel sorunlardan biri olan 'hukuki belirsizlik' ve 'orantısızlık' büyük ölçüde çözülmüş olurdu. Mevcut uygulamada, Yargıtay 'herhangi bir suçun' örgüt adına işlenebileceğini kabul etmektedir. Bu durum, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet gibi nispeten hafif bir suç işleyenin bile, örgüt üyeliği gibi çok ağır bir suçtan cezalandırılmasına yol açmaktadır. Eğer TCK m. 220/6'nın uygulanması, sadece 3713 sayılı Kanun'da sayılan 'terör suçları' (mutlak ve nispi terör suçları) ile sınırlandırılsaydı; 1) Öngörülebilirlik Artardı: Kişiler, sadece kanunda açıkça 'terör suçu' olarak tanımlanmış fiilleri işlediklerinde bu ağır maddeyle karşılaşacaklarını bilirlerdi. Bu, hukuki güvenliği ve öngörülebilirliği sağlardı. 2) Orantılılık Sağlanırdı: Sadece ciddi nitelikteki terör suçlarını işleyenler, örgüt üyeliğiyle eşdeğer bir yaptırımla karşılaşırdı. Toplantı ve gösteri yürüyüşü kanununa muhalefet gibi daha hafif suçlar bu kapsamın dışında kalacağı için, eylem ile ceza arasındaki orantısızlık giderilmiş olurdu. AYM'nin kararı da bu soruna işaret ederek, suçlar dizisinin öylesine geniş olmasının keyfi müdahalelere yol açtığını vurgulamaktadır.