Bir davanın, HMK m. 59 anlamında 'maddi mecburi dava arkadaşlığı'nı gerektirip gerektirmediği konusunda tereddüt yaşanırsa, mahkemenin nasıl bir yol izlemesi usul ekonomisi ve adil yargılanma hakkı açısından daha doğru olur?
Mecburi dava arkadaşlığı, taraf teşkiline ilişkin ve kamu düzeninden sayılan bir dava şartı olduğundan, bu konuda tereddüt yaşanması halinde mahkemenin izlemesi gereken en doğru yol, 'ihtiyatlı' davranmaktır. Yani, mecburi dava arkadaşlığının varlığı yönünde güçlü bir şüphe varsa, taraf teşkilini sağlamaya yönelik hareket etmelidir. Bunun pratik adımları şunlar olabilir: 1) Davacıya Süre Verilmesi: Mahkeme, davacı tarafa, potansiyel dava arkadaşı olarak gördüğü kişiyi davaya dahil etmesi veya onun muvafakatini alması için kesin bir süre vermelidir. 2) Gerekçeli Karar: Bu süre içinde taraf teşkili sağlanamazsa ve mahkeme mecburi dava arkadaşlığının varlığına kanaat getirmişse, davanın esasına girmeden, bu eksikliğin bir dava şartı noksanlığı olduğu gerekçesiyle davayı usulden reddetmelidir. Bu yol, davanın ilerleyen aşamalarında (istinaf veya temyiz) esasa ilişkin bir karar verildikten sonra, sırf taraf teşkili eksikliği nedeniyle bozulmasını ve tüm yargılamanın boşa gitmesini önler. Bu, hem usul ekonomisine hem de tüm ilgililerin 'hukuki dinlenilme hakkı'na (HMK m. 27) riayet edilerek adil bir yargılama yapılmasına hizmet eder.