Bir polis memurunun, direnen bir şüpheliyi etkisiz hale getirirken orantısız güç kullanarak yaralaması durumunda, eylemin hukuki nitelendirmesi nasıl yapılmalıdır? Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2012/18114 K. sayılı kararı ışığında hangi hukuka uygunluk nedenleri ve sınırın aşılması halleri tartışılmalıdır?
Bu durumda, polisin eylemi öncelikle TCK m. 256 (Zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması) kapsamında değerlendirilir. Ancak, somut olayın özelliklerine göre diğer hukuki kurumlar da tartışılmalıdır. Yargıtay 4. CD'nin kararında da işaret edildiği gibi, şu ihtimaller değerlendirilmelidir: 1) Meşru Savunma (TCK m. 25): Eğer şüphelinin direnmesi, polise yönelik haksız bir saldırı niteliğindeyse ve polisin kullandığı güç bu saldırıyı defetmek için orantılı ise, meşru savunma söz konusu olabilir ve polise ceza verilmeyebilir. 2) Meşru Savunmada Sınırın Aşılması (TCK m. 27): Eğer polis, şüpheliden gelen saldırı karşısında 'mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan' dolayı orantısız güç kullanmışsa, TCK m. 27/2 gereği ceza verilmeyebilir. Eğer sınır kasıt olmaksızın aşılmışsa, TCK m. 27/1'e göre taksirli yaralamadan (eğer cezalandırılabiliyorsa) indirimli bir ceza hükmedilebilir. 3) Kasten Sınırın Aşılması: Eğer polis meşru savunma koşulları olmadan veya sınırı kasten aşarak orantısız güç kullanmışsa, TCK m. 256 uygulanır. Bu durumda, eylem haksız bir fiile (şüphelinin direnmesine) tepki olarak işlendiği için haksız tahrik (TCK m. 29) hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı da ayrıca tartışılmalıdır.