Vesayet davasında, TMK m. 406 uyarınca 'savurganlık ve kötü yaşam tarzı' nedeniyle bir erginin kısıtlanması talep edilmektedir. Ancak, kısıtlanması istenen kişi, mahkeme tarafından dinlenilmek istenmesine rağmen duruşmaya katılmamaktadır. Bu durumda, TMK m. 409'un 'bir kimse dinlenilmeden...kısıtlanamaz' hükmü karşısında mahkemenin izlemesi gereken usul nedir ve bu durumun akıl hastalığı (TMK m. 405) nedeniyle kısıtlama talebinden farkı nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #76695

Cevap: TMK m. 409/1'e göre, savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim veya kendi isteğiyle kısıtlama hallerinde, kısıtlanması söz konusu olan kişinin dinlenmesi zorunludur. Bu, emredici bir usul kuralıdır. Kişi duruşmaya katılmazsa, mahkeme onun yokluğunda kısıtlama kararı veremez. Mahkemenin, kişinin zorla getirilmesine karar vermesi veya dinlenilmesi için başka bir celse tayin etmesi gibi usuli işlemleri tamamlaması gerekir. Buna karşılık, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı (TMK m. 405) sebebiyle kısıtlama taleplerinde, TMK m. 409/2 uyarınca aslolan resmî sağlık kurulu raporudur. Hakim, bu raporu göz önünde tutarak kısıtlanması istenen kişiyi dinleyebilir, ancak bu bir zorunluluk değil, takdir yetkisidir. Dolayısıyla, ilk durumda dinleme usuli bir zorunluluk iken, ikinci durumda hakimin takdirine bağlıdır ve rapor esastır.