Anlaşmalı boşanma davasında mahkemenin verdiği kararın üzerinden 8 yıl geçtikten sonra kararın tebliğe çıkarılması ve davalının 'boşanmak istemediğini, fiili birliğin devam ettiğini' belirterek temyiz etmesi durumunda, Yargıtay'ın kararı bozma gerekçesi olan 'hakkın kötüye kullanılması' ilkesi (TMK m. 2/2) nasıl somutlaşmaktadır?
Bu durumda 'hakkın kötüye kullanılması' ilkesi (TMK m. 2/2), bir hakkın (mahkeme kararını tebliğ ettirme ve kesinleştirme hakkının) dürüstlük kuralına açıkça aykırı ve amacını aşan bir şekilde kullanılmasıyla somutlaşmaktadır. Metinde yer alan Yargıtay 2. HD, 2018/15333 K. sayılı kararda bu durum analiz edilmiştir. Somutlaşma şu şekilde olur: Taraflar, boşanma kararı almalarına rağmen, bu kararı hukuken sonuç doğuracak şekilde kesinleştirmemişler, aksine aralarında anlaşarak kararı tebliğe çıkarmamış ve yıllarca evli gibi yaşamaya devam etmişlerdir. Bu, onların boşanma iradelerinin ortadan kalktığını ve evlilik birliğini sürdürme yönünde zımni bir anlaşmaya vardıklarını gösterir. Aradan 8 yıl gibi çok uzun bir süre geçtikten sonra, taraflardan birinin, değişen koşullar altında bu eski kararı tebliğe çıkararak boşanmayı kesinleştirmeye çalışması, dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz. Bu davranış, boşanma kararını, evlilik birliği sarsıldığı için değil, yıllar sonra ortaya çıkan başka bir menfaat (veya husumet) için bir araç olarak kullanmak anlamına gelir. Yargıtay, bir hakkın bu şekilde açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağını belirterek, samimiyetini yitirmiş olan bu boşanma iradesine dayalı hükmü bozmakta ve davanın reddedilmesi gerektiğini ifade etmektedir.