Boşanma davası sırasında, taraflardan biri diğerinin 'haysiyetsiz hayat sürdüğünü' (TMK m. 163) iddia etmektedir. Bu iddianın ispatında, tanık beyanlarının rolü nedir ve mahkeme bu kavramı nasıl yorumlamalıdır?
'Haysiyetsiz hayat sürme', TMK m. 163'te düzenlenen özel ve mutlak bir boşanma sebebidir. Bu kavram, toplumun genel ahlak ve namus anlayışıyla bağdaşmayan, süreklilik arz eden bir yaşam tarzını ifade eder. Tek bir eylem değil, bir yaşam biçimi olmalıdır. Örneğin, sürekli olarak kumar oynama, hayat kadını olarak çalışma, uyuşturucu ticareti yapma gibi eylemler bu kapsama girebilir. Bu iddianın ispatında, tanık beyanları hayati bir rol oynar. Çünkü bu tür yaşam tarzları genellikle yazılı belgelerle kanıtlanamaz. Tanıklar, davalı eşin bu yaşam tarzına, kimlerle görüştüğüne, nerelere gittiğine, bu eylemlerin ne sıklıkla ve ne zamandan beri devam ettiğine dair 'görgüye dayalı' bilgiler sunmalıdır. Metinde de vurgulandığı gibi, tanıkların beyanlarının somut, tutarlı ve doğrudan gözleme dayalı olması gerekir. Mahkeme, 'haysiyetsiz hayat sürme' kavramını yorumlarken, günün sosyal ve ahlaki anlayışını dikkate almalı, ancak subjektif ve keyfi değerlendirmelerden kaçınmalıdır. İddia edilen yaşam tarzının, diğer eş için evlilik birliğini sürdürmeyi 'çekilmez hale getirmesi' gerekir. Tanık beyanları, bu çekilmezlik unsurunun ve yaşam tarzının sürekliliğinin ispatında en önemli delil olacaktır.