Devletin, vesayet dairelerinde görevli olanların (hakim, katip) hukuka aykırı eylemlerinden doğan zararlardan sorumluluğu ile vasinin kusurlu eyleminden doğan zararlardan sorumluluğu arasındaki temel fark nedir?
Bu iki sorumluluk türü arasındaki temel fark, sorumluluğun niteliği (doğrudan/dolaylı) ve kaynağıdır. 1) Devletin, Vesayet Dairelerindeki Görevlilerinden Sorumluluğu (TMK m. 468/2): Bu, devletin 'doğrudan' sorumluluğudur. Vesayet daireleri (Sulh ve Asliye Hukuk Mahkemeleri) devletin organlarıdır ve buralarda görevli hakim, katip gibi kişiler devletin memurlarıdır. Onların görevlerini ifa ederken işledikleri bir haksız fiil veya hizmet kusuru, doğrudan devletin kusuru sayılır. Bu, idare hukukundaki 'hizmet kusuru' sorumluluğunun medeni hukuktaki bir yansımasıdır. Zarar gören, doğrudan devlete karşı tazminat davası açar. 2) Devletin, Vasinin Eyleminden Sorumluluğu (TMK m. 468/2): Bu, devletin 'dolaylı' veya 'ikincil' sorumluluğudur. Vasi, bir devlet memuru değil, mahkeme kararıyla atanmış özel bir kişidir. Onun kusurlu eyleminden öncelikle kendisi şahsen sorumludur. Devletin sorumluluğu ancak, 'zararın vasiye tazmin ettirilememesi' şartına bağlıdır. Yani zarar gören, önce vasiye karşı dava açıp alacağını ondan tahsil etmeye çalışır. Eğer vasi ödeme güçlüğü içindeyse veya malvarlığı yoksa, ancak bu durumda tahsil edilemeyen kısım için devlete başvurulabilir. Bu, devletin bir nevi garantör rolü üstlendiği, tali bir sorumluluktur.