Anlaşmalı boşanma protokolünde, davalı adına kayıtlı bir aracın kullanım hakkının süresiz olarak davacıya bırakılmasına karar verilmiştir. Karar kesinleştikten sonra davalının bu aracı üçüncü bir kişiye satması, protokolün ihlali midir ve davacının bu durumda talep edebileceği bir tazminat hakkı doğar mı? (Yargıtay 2. HD, 2015/4449 K. kararı ışığında)
Bu durum, protokolün ihlalidir ve davacının tazminat hakkını doğurur. Ancak tazminatın kapsamı, mülkiyet hakkı ile kullanım hakkı arasındaki dengeye göre belirlenir. Anlaşmalı boşanma protokolü, mahkemece onaylandığında tarafları bağlayan bir sözleşme ve ilam hükmündedir. Protokolde aracın kullanım hakkının davacıya bırakılması, davalı mülkiyet hakkı sahibinin bu hakkını sınırlandıran bir taahhüttür. Davalının aracı satarak bu kullanım hakkını fiilen imkansız hale getirmesi, sözleşmeye aykırılık teşkil eder. Ancak, metinde atıf yapılan Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2015/4449 sayılı kararı önemli bir nüansa dikkat çeker. Mülkiyet hakkı, malike malı üzerinde 'tasarrufta bulunma' (satma, devretme) yetkisi verir. Protokolde, aracın satılamayacağına dair açık bir hüküm yoksa, malik olan davalının aracı satması hukuken mümkündür. Fakat bu satış, davacının protokolden doğan 'kullanım hakkını' ihlal eder. Bu durumda davacının tazminat hakkı doğar. Ancak bu tazminat, aracın bedeli değildir. Yargıtay'ın da belirttiği gibi, davacının zararı, 'aracı kullanamamaktan dolayı oluşan zarardır'. Yani mahkeme, boşanma kararının kesinleştiği tarih ile aracın satıldığı tarih arasında, davacının bu aracı kullanamaması nedeniyle uğradığı mahrumiyetin parasal karşılığını (örneğin bu sürede yapması gereken araç kiralama masrafı gibi) hesaplayarak bir tazminata hükmetmelidir. Aracın tamamının bedelini isteyemez.