Boşanma davasında tanık beyanlarının 'görgüye dayalı' olması ve 'duyuma dayalı' olmaması şartı, Yargıtay içtihatlarında nasıl yorumlanmaktadır? 'Eşim bana şiddet uyguladı diye ağlayarak yanıma geldi, kollarında morluklar vardı' şeklindeki bir tanık beyanı, görgüye mi yoksa duyuma mı dayalıdır? Bu beyanın hukuki değeri nedir?
Yargıtay, boşanma davalarında hükme esas alınacak tanık beyanlarının mutlaka tanığın bizzat gördüğü, duyduğu veya tanık olduğu, yani 'görgüye dayalı' olaylara ilişkin olması gerektiğini istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır. 'Eşim bana şiddet uyguladığını söyledi' gibi, tanığın bizzat şahit olmadığı, sadece taraflardan birinin aktarımına dayanan beyanlar 'duyuma dayalı' kabul edilir ve tek başına hükme esas alınamaz. Sorudaki örnek beyan ise karma bir nitelik taşır. Beyanın 'Eşim bana şiddet uyguladı diye ağlayarak yanıma geldi' kısmı, davacının beyanının aktarımı olduğu için duyuma dayalıdır. Ancak beyanın 'kollarında morluklar vardı' kısmı, tanığın kendi gözleriyle yaptığı bir tespittir ve bu kısım 'görgüye dayalıdır'. Yargıtay, bu tür beyanları değerlendirirken, görgüye dayalı kısmı (morlukların görülmesi) dikkate alır. Bu beyan, şiddet olayının hemen ardından yapılan bir gözlem olduğu için, şiddet iddiasını destekleyen 'güçlü bir yan delil' olarak kabul edilir. Tek başına şiddetin uygulandığı anı ispatlamasa da, diğer delillerle (doktor raporu, mesajlar vb.) birleştiğinde mahkemenin kanaat oluşturmasında önemli bir rol oynar. Dolayısıyla bu beyan, salt duyuma dayalı bir beyandan çok daha yüksek bir hukuki değere sahiptir.