VUK m.359/a-2 uyarınca defter gizleme suçundan yargılanan sanık, defter ve belgelerin, şirketin işlerini takip eden ve aralarında husumet bulunan eski ortağında kaldığını ve bu kişinin kasıtlı olarak vermediğini iddia etmektedir. Mahkemenin, bu savunmayı araştırmadan, sadece 'defterleri ibraz etme yükümlülüğü sanığa aittir' diyerek mahkumiyet kararı vermesi, hangi usul ilkesinin ihlali anlamına gelir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #75766

Mahkemenin bu şekilde karar vermesi, CMK m.160/2 ve m.206 vd. maddelerinde ifadesini bulan 'maddi gerçeğin araştırılması' ve 're'sen araştırma' ilkelerinin ihlali anlamına gelir. Her ne kadar defterleri ibraz etme yükümlülüğü şeklen kanuni temsilci olan sanığa ait olsa da, ceza hukuku 'fiili durum' ile ilgilenir. Sanığın savunması, suçun manevi unsuru olan 'kastın' kendisinde bulunmadığı, eylemin başka birinin fiili sonucu gerçekleştiği yönünde ciddi bir iddiadır. Bu iddia karşısında mahkemenin; - Savunmayı araştırmadan reddetmesi, - Sanığın işaret ettiği eski ortağı tanık olarak dinlememesi, - Defterlerin fiilen kimin zilyetliğinde olduğunu tespit etmeye çalışmaması, 'maddi gerçeği araştırma' yükümlülüğünü ihmal ettiği anlamına gelir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2019/5687 ve 2018/5191 sayılı kararları, bu tür durumlarda mahkemenin, sanığın savunmasını ciddiye alıp, iş bölümü, fiili durum ve diğer şahısların rolü gibi konuları araştırmadan karar vermesinin 'eksik araştırma' ile hüküm kurmak olduğunu ve bozma nedeni sayılacağını göstermektedir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/defter-kayit-ve-belgeleri-gizleme-veya-ibraz-etmeme-sucu-cezasi.html)