Bir trafik kazası sonucunda yaralanan kişi, sürücü hakkında açılan ceza davasında 'müşteki' olarak yer almış ve sürücünün kusurlu olduğunu beyan etmiştir. Ceza mahkemesi, sürücü hakkında 'taksirle yaralama' suçundan mahkumiyet kararı vermiştir. Bu mahkumiyet kararı, yaralanan kişinin daha sonra açacağı hukuk (maddi ve manevi tazminat) davasında, sürücünün kusurunun ispatı açısından ne gibi bir etki yaratır?
Bu mahkumiyet kararı, hukuk mahkemesinde sürücünün kusurunun ispatı açısından 'güçlü bir delil' ve 'bağlayıcı bir maddi vakıa tespiti' etkisi yaratır. Borçlar Kanunu m.74 (eski BK m.53) uyarınca, hukuk hakimi ceza hakiminin verdiği mahkumiyet kararıyla veya kusurun derecesiyle bağlı değilse de, ceza mahkemesinin tespit ettiği 'maddi olgularla' ve 'fiilin hukuka aykırılığı' tespitiyle bağlıdır. Ceza mahkemesinin, sürücüyü 'taksirle yaralama' suçundan mahkum etmesi, şu maddi olguları kesin olarak tespit ettiği anlamına gelir: 1) Fiilin Hukuka Aykırılığı: Sürücünün eylemi hukuka aykırıdır. 2) Nedensellik Bağı: Yaralanma sonucunun, sürücünün bu hukuka aykırı eylemi nedeniyle meydana geldiği. 3) Kusurun Varlığı: Sürücünün en azından 'taksir' düzeyinde bir kusurunun olduğu. Hukuk hakimi, bu tespitleri yeniden araştıramaz ve aksini kabul edemez. Sürücünün 'ben kusursuzum' savunmasını dinleyemez. Hukuk hakiminin takdir yetkisi, sadece 'kusurun derecesini' (oranını) ve buna bağlı olarak 'tazminatın miktarını' belirlemekle sınırlıdır. Dolayısıyla, kesinleşmiş bir ceza mahkumiyeti kararı, hukuk davasında davacının (yaralanan kişinin) işini büyük ölçüde kolaylaştıran, neredeyse davanın kazanılmasını garanti eden bir delildir.