5275 sayılı İnfaz Kanunu m.95'te düzenlenen özel izin hakkı, bir 'hak' mıdır, yoksa idarenin 'takdirine bağlı' bir lütuf mudur? Metinlerdeki bilgiler ışığında, idarenin bu konudaki takdir yetkisinin sınırlarını tartışınız.
Özel izin, kanunda belirtilen şartları taşıyan hükümlüler için bir 'subjektif hak'tır, ancak bu hak 'mutlak' değildir; idarenin takdir yetkisine bağlıdır. Ancak bu takdir yetkisi de sınırsız ve keyfi bir lütuf anlamına gelmez. Metinlerdeki bilgiler ışığında idarenin takdir yetkisinin sınırları şunlardır: 1) Kanuni Şartlara Bağlılık: İdare, kanunda öngörülen şartları (açık kurumda olma, iyi halli olma vb.) taşımayan bir hükümlüye izin veremez. Aynı şekilde, bu şartları taşıyan bir hükümlünün talebini de keyfi olarak reddedemez. 2) Gerekçeli Karar Zorunluluğu: Metinde belirtildiği gibi, 'takdir yetkisinin hükümlüye özel izin verilmemesi yönünde kullanılması halinde, bu olumsuz kanaate somut gerekçe gösterilmesi gerektiği' belirtilmiştir. İdare, talebi reddederken, bu reddin hangi somut güvenlik riskine veya yasal engele dayandığını açıklamak zorundadır. 'Uygun görülmemiştir' gibi soyut bir gerekçe yeterli değildir. 3) Ölçülülük ve Adil Denge: İdarenin kararı, kurumun güvenliği gibi meşru amaçlar ile hükümlünün aile hayatına saygı hakkı arasında adil bir denge kurmalıdır. Bu dengeyi kurmayan, ölçüsüz bir ret kararı, temel hak ihlali oluşturur (Bkz: Rasul Kocatürk kararı). Sonuç olarak, özel izin bir lütuf değil, şartları oluştuğunda idarenin gerekçeli ve ölçülü bir kararla değerlendirmesi gereken, kanunla tanınmış şartlı bir haktır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/firar-eden-hukumlunun-ozel-izin-yasagi-ve-uygulama-sorunlari)