Bir ceza davasında, sanığın suçu işlediğine dair tek delil, bir tanığın polis merkezinde korku ve baskı altında verdiğini iddia ettiği ifadesidir. Tanık duruşmada bu ifadesini reddetmiştir. Bu durum, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi ve 'delillerin serbestçe değerlendirilmesi' ilkesi açısından nasıl bir sonuca yol açmalıdır?
Bu durumda, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği sanığın beraatine karar verilmesi gerekir. Bu sonuca götüren hukuki gerekçeler şunlardır: 1) Delilin Hukuka Aykırılığı Şüphesi: Tanığın, ifadenin baskı altında alındığı iddiası, delilin elde ediliş yönteminin hukuka uygunluğu konusunda ciddi bir şüphe yaratır. Hukuka aykırı elde edilen deliller hükme esas alınamaz (CMK m.217/2). Bu şüphe dahi, ifadenin delil değerini zedeler. 2) Delillerin Serbestçe Değerlendirilmesi ve Çelişkinin Yorumu: Hakim, delilleri serbestçe değerlendirir. Ancak dosyada birbiriyle çelişen iki delil vardır: Tanığın soruşturmadaki suçlayıcı ifadesi ve kovuşturmadaki inkarı. Mahkeme, 'doğrudan doğruyalık' ilkesi gereği, kendi huzurunda, yemin altında ve serbest bir ortamda verilen beyana (inkara) daha fazla itibar etmelidir. Kollukta verilen ifade ise vasıtalı bir delildir. Bu çelişki sanık aleyhine yorumlanamaz. 3) Tek Delil Olması: Sanık aleyhindeki tek delilin güvenilirliği bu kadar sarsılmışken ve başka hiçbir destekleyici delil yokken, bu ifadeye dayanılarak mahkumiyet kararı verilmesi, varsayıma dayalı hüküm kurmak anlamına gelir. Dolayısıyla, giderilemeyen bu şüphe, sanık lehine yorumlanmalı ve beraat kararı verilmelidir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/supheden-sanik-yararlanir-mi)