Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/112 K. sayılı kararında, sadakatsizliğe uğrayan kadının hakaretlerinin 'tepki' sayılarak kusur olarak görülmemesi, boşanma hukukundaki 'kusur' ilkesinin mutlak olmadığını mı göstermektedir? Bu durum, 'hakkın kötüye kullanılması' kavramıyla nasıl ilişkilendirilebilir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #75691

Evet, bu karar boşanma hukukundaki 'kusur' ilkesinin mutlak ve mekanik bir şekilde uygulanmadığını, olayların bütünlüğü ve sebep-sonuç ilişkisi içinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu durum, TMK m.2'deki 'hakkın kötüye kullanılması' ve TMK m.166/2'deki özel düzenleme ile ilişkilendirilebilir. - Kusur İlkesinin Göreceliği: Normal şartlarda hakaret, açık bir kusurdur. Ancak HGK kararı, bir davranışın tek başına değil, onu tetikleyen diğer davranışla birlikte ele alınması gerektiğini ortaya koymuştur. Bir eşin ağır kusurlu (sadakatsizlik gibi) eylemi, diğer eşin daha hafif nitelikteki kusurlu davranışını hukuken 'önemsiz' veya 'mazur' hale getirebilir. - Hakkın Kötüye Kullanılması İlişkisi: TMK m.166/2, davacının kusuru daha ağır ise, davalının davaya itiraz hakkı olduğunu, ancak bu itirazın 'hakkın kötüye kullanılması' niteliğindeyse boşanmaya karar verilebileceğini düzenler. HGK kararı bu maddenin ruhunu yansıtmaktadır. Ağır sadakatsiz davranışta bulunan erkeğin, kadının buna tepki olarak söylediği sözleri gerekçe göstererek ondan boşanmak istemesi veya onu da kusurlu göstermeye çalışması, bir hakkın (dava açma hakkı veya karşı tarafı kusurlu gösterme çabası) dürüstlük kuralına aykırı kullanılması olarak görülebilir. Mahkeme, bu tür bir kötüye kullanmaya izin vermemektedir. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-254-tanigin-kimliginin-tespiti.html)