Bir ceza davasında, sanığın suçluluğuna ilişkin olarak mahkemede bir 'vicdani kanaat' oluşmuştur. Ancak bu kanaat, dosyada mevcut olan ve hukuka uygun elde edilmiş somut delillerle çelişmektedir. Bu durumda mahkeme, 'vicdani kanaatine' göre mi, yoksa 'somut delillere' göre mi karar vermelidir? Bu durumun 'gerekçeli karar hakkı' ile ilişkisi nedir?
Mahkeme, mutlak surette 'somut delillere' göre karar vermelidir. Ceza muhakemesinde 'vicdani delil sistemi' (CMK m.217), hakimin keyfi ve delillerden bağımsız bir kanaate göre karar verebileceği anlamına gelmez. Tam aksine, vicdani kanaat, duruşmada ortaya konulmuş ve tartışılmış, akla ve mantığa uygun, hukuka aykırı olmayan somut delillerin bir sonucu olarak oluşmalıdır. Eğer hakimin sübjektif kanaati ile dosyadaki objektif deliller birbiriyle çelişiyorsa, bu durum vicdani kanaatin sağlam bir temele dayanmadığını gösterir. Mahkeme, delillerle çelişen bir kanaate göre karar veremez. Bu durum, Anayasa m.141/3 ve AİHS m.6'da güvence altına alınan 'gerekçeli karar hakkı' ile doğrudan ilişkilidir. Mahkeme, kararının gerekçesinde, hangi delile neden üstünlük tanıdığını, çelişkileri nasıl giderdiğini ve ulaştığı sonucun dosyadaki delillerle nasıl uyumlu olduğunu akla ve hukuka uygun bir şekilde açıklamak zorundadır. Delillerle çelişen bir vicdani kanaate dayalı karar, gerekçesiz veya yetersiz gerekçeli bir karar olacağı için, üst mahkemelerce bozulacaktır. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/supheden-sanik-yararlanir-mi)