İnfaz Kanunu m.97/3'teki '...firar eden hükümlülere bir daha özel izin verilmez' hükmü, Anayasa'nın 13. maddesindeki 'sınırlamanın özüne dokunma yasağı' açısından tartışılabilir mi? Bir hakkın tamamen ortadan kaldırılması bu yasak kapsamına girer mi?
Evet, bu hüküm 'sınırlamanın özüne dokunma yasağı' açısından tartışılabilir. Anayasa m.13, temel hak ve hürriyetlere getirilecek sınırlamaların, hakkın 'özüne' dokunamayacağını belirtir. Bir hakkın özü, o hakkı 'vazgeçilmez kılan çekirdek alan' olarak tanımlanır ve hakkın kullanımını anlamsız kılacak veya tamamen ortadan kaldıracak müdahaleler, özüne dokunma sayılır. İnfaz Kanunu m.97/3, firar eylemi karşılığında özel izin hakkını 'bir daha' yani süresiz olarak ve tamamen ortadan kaldırmaktadır. Bu durum şu şekilde tartışılabilir: - Aleyhte Argüman: Özel izin hakkı, Anayasa m.20'deki aile hayatına saygı hakkının bir yansımasıdır. Bu hakkı, tek bir disiplin suçu nedeniyle, hükümlünün gelecekteki tüm infaz hayatı boyunca (hatta farklı cezalarda bile) tamamen ve geri dönülmez bir şekilde ortadan kaldırmak, hakkın özüne dokunmaktır. Sınırlama, hakkın kullanımını zorlaştırmak yerine, onu tamamen yok etmektedir. Bu, ölçülülük ilkesinin de ağır bir ihlalidir. - Lehte Argüman: Özel izin hakkının kendisi mutlak bir hak değil, kanunla tanınmış şartlı bir imkandır. Kanun koyucu, bu imkanı tanırken, bunun kötüye kullanılmasının (firar gibi) sonucunu da belirleyebilir. Firar, infaz sistemine ve devlete karşı en ağır güven ihlallerinden biridir. Bu nedenle, bu güveni bozan kişiye, güvene dayalı bir hak olan özel iznin bir daha verilmemesi, hakkın özüne dokunma değil, hakkın tanınma koşullarının bir parçası olarak görülebilir. Metin yazarı, eleştirel tutumuyla birinci görüşe daha yakındır ve bu tür mutlak yasakların kişi hak ve hürriyetleri yönünden olumsuz sonuçlar doğuracağını belirtmektedir. (Kaynak: sen.av.tr/tr/makale/firar-eden-hukumlunun-ozel-izin-yasagi-ve-uygulama-sorunlari)