Bir iş davasında, davalı vekili, davacının imzalamış olduğu bir 'sulh ve ibraname' belgesi sunarak davanın reddini istemiştir. Bu belgenin, HMK m. 254'teki 'tanıklık' kurumuyla nasıl bir ilişkisi olabilir ve mahkeme bu belge karşısında nasıl hareket etmelidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #75634

Bu belge, HMK m.254'teki 'tanıklık' kurumuyla doğrudan değil, dolaylı bir ilişki içindedir ve öncelikle 'belge delili' olarak değerlendirilmelidir. Mahkemenin izlemesi gereken yol şöyledir: 1) Belgenin İncelenmesi: İbraname, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 420. maddesinde düzenlenen sıkı şekil şartlarına (yazılı olması, ödemenin banka kanalıyla yapılması, fesih tarihinden en az 1 ay sonra düzenlenmesi vb.) uygun mu, mahkeme öncelikle bunu inceler. 2) İrade Fesadı İddiasının Değerlendirilmesi: Davacı, bu belgeyi baskı altında imzaladığını veya içeriğini bilmediğini iddia ederse (irade fesadı), bu iddiasını ispatla yükümlü olur. İşte 'tanıklık' kurumu bu noktada devreye girebilir. Davacı, ibranameyi imzalarken baskı altında olduğuna dair tanık dinletebilir. Ancak, yazılı bir belgeye (ibranameye) karşı ileri sürülen irade fesadı iddiasının tanıkla ispatı, HMK'daki 'senede karşı senetle ispat' kuralı (HMK m.201) nedeniyle zordur ve genellikle Yargıtay tarafından ancak başka yan delillerle desteklenmesi halinde kabul edilir. 3) Sonuç: Eğer ibraname yasal şartlara uygunsa ve davacı irade fesadını ispatlayamazsa, mahkeme tanık dinlemeye gerek görmeden, belgeye dayanarak davayı reddedebilir. İrade fesadı iddiası ciddiye alınırsa, tanık beyanları diğer delillerle birlikte değerlendirilir. (Bkz: Yargıtay 9. HD, 2015/5116 E., 2016/19639 K.)