Ceza Genel Kurulu'nun 2020/144 E. sayılı kararında, Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin, CMK m.27 uyarınca karar vermesi gerekirken m.31 uyarınca karar vermesi neden temel bir usul hatası olarak görülmüştür? Bu hatanın, 'savunma hakkı' açısından doğurduğu sakınca nedir?
Bu durumun temel bir usul hatası olarak görülmesinin nedeni, reddi istenen hakimin, kendi tarafsızlığına ilişkin bir talebin kararına katılmasıdır. Sanık müdafisi, hakimin savunma hakkını kısıtladığı iddiasıyla, süresi içinde ve gerekçeli bir reddi hakim talebinde bulunmuştur. Bu, talebin esasına ilişkin bir iddiadır. Bu durumda Daire'nin, CMK m.27 uyarınca, 'reddi istenen hakimin katılmadığı' bir heyetle toplanarak talebin kabulüne veya reddine karar vermesi gerekirdi. Oysa Daire, bu talebi usuli bir eksiklik varmış gibi değerlendirerek, CMK m.31 uyarınca 'geri çevirme' kararı vermiş ve bu kararın müzakeresine reddi istenen hakimi de katmıştır. Bu, 'kimse kendi davasının hakimi olamaz' (nemo iudex in causa sua) evrensel hukuk ilkesinin ihlalidir. Savunma hakkı açısından doğurduğu sakınca şudur: Sanık, tarafsızlığından şüphe duyduğu bir hakimin, kendisini reddetme talebini değerlendiren heyette yer almasına ve kararı etkilemesine tanık olmaktadır. Bu durum, mahkemenin tarafsızlığına olan güveni temelden sarsar ve sanığın adil bir şekilde yargılandığına dair inancını yok eder. Bu, savunma hakkının özünü zedeleyen ağır bir usul ihlalidir.