Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2017/21469 E. sayılı kararında, davacının fazla mesai iddiasını ispat için gösterdiği tanıklardan birinin 'işyeri çalışanı olmaması' nedeniyle beyanına itibar edilmemiştir. Bu yaklaşımın ardındaki mantık nedir ve bir işçinin fazla mesai yaptığını ispatta tanığın hangi niteliklere sahip olması beklenir?
Bu yaklaşımın ardındaki mantık, tanık beyanının 'doğrudan bilgi ve görgüye' dayanması gerektiği ilkesidir. Fazla mesai, işçinin işyerindeki fiili çalışma süresine ilişkin bir iddiadır. Bu konuda en güvenilir bilgiye sahip olabilecek kişiler, o işyerinde aynı dönemde çalışan ve davacının çalışma düzenini bizzat gözlemlemiş olan diğer işçiler veya yöneticilerdir. İşyeri çalışanı olmayan bir tanığın (örneğin bir komşu, arkadaş) beyanı, genellikle doğrudan gözleme değil, davacının kendisine anlattıklarına, yani 'dolaylı duyuma' dayanır. Usul hukukunda duyuma dayalı tanıklıkların delil değeri, doğrudan görgüye dayalı tanıklığa göre çok daha zayıftır. Bu nedenle Yargıtay, fazla mesai gibi işyerindeki fiili duruma ilişkin iddiaların ispatında, tanığın; 1) Davacı ile aynı dönemde işyerinde çalışmış olması, 2) Mümkünse aynı bölümde veya vardiyada çalışarak davacının çalışma saatlerini bizzat gözlemlemiş olması, 3) Davalı işverenle arasında husumet veya menfaat çatışması bulunmaması gibi niteliklere sahip olmasını bekler. İşyeri dışından bir tanığın beyanı, bu koşulları sağlamadığı için genellikle hükme esas alınmaz. (Kaynak: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/hmk-madde-254-tanigin-kimliginin-tespiti.html)