VUK m.359/a-2 uyarınca, hakkında defter ve belge gizleme suçundan dava açılan sanığın, 'belgelerin varlığından haberdar olmadığını' veya 'kaybolduğunu' savunması, usulüne uygun tebligat şartı açısından ne gibi sonuçlar doğurur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #75472

Bu savunma, tebligatın usulüne uygunluğu şartını ortadan kaldırabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.11.1999 tarihli kararında ve Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin istikrarlı kararlarında (örneğin 2019/259 K., 2018/2396 K.) belirtildiği üzere; defter ve belgelerin 'çalındığı, kaybolduğu, bulunmadığı' gibi nedenlerle ibrazından kaçınılması halinde, artık VUK m.139'da yazılı hususlarda (incelemenin işyerinde yapılması, daireye getirilmesi için usulüne uygun tebligat yapılması gibi) usulüne uygun bir tebligat yapılmış olması aranmaz. Çünkü bu durumda mükellef, belgeler elinde olsa dahi ibraz etmeyeceğini peşinen beyan etmiş olmaktadır. Artık tebligatın usulsüzlüğünü ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı olacaktır. Ancak, sanığın belgelerin varlığını tamamen inkar etmesi ve idarenin de belgelerin varlığını (noter tasdiki, matbaa basım formu vb. ile) ispatlayamaması durumunda, varlığı şüpheli olan bir belgenin gizlenmesinden söz edilemeyeceği için beraat kararı verilmesi gerekir. (Bkz: Yargıtay 11. CD, 2019/1494 K.)