Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 26.04.2024 tarihli kararı, firar eden hükümlünün özel izin yasağı konusunda hangi ilkeyi benimsemiştir ve bu ilke, TCK m.7/3 ile nasıl bir ilişki içindedir? Metin yazarı bu kararı neden isabetsiz bulmaktadır?
Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin anılan kararında, 'infazda kazanılmış hak olmaz' ve infaz rejimine ilişkin kanunların 'derhal uygulanması' ilkeleri benimsenmiştir. Bu görüşe göre, infaz hukuku kuralları, TCK m.7/3'te sayılan istisnalar (erteleme, koşullu salıverilme, tekerrür) dışında, lehe veya aleyhe olduğuna bakılmaksızın derhal uygulanır. Dolayısıyla, hükümlü 14.04.2020 değişikliğinden önce firar etmiş olsa bile, özel izin talebinde bulunduğu tarihte yürürlükte olan yeni ve daha katı olan m.97/3 hükmü uygulanır ve özel izinden yararlanamaz. Metin yazarı bu kararı isabetsiz bulmaktadır. Çünkü özel izin hakkı, Anayasa m.20 ve AİHS m.8 ile korunan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile doğrudan ilişkilidir. Bu hakka getirilen bir sınırlamanın, suç ve cezalara ilişkin temel bir ilke olan 'kanunilik' ve 'öngörülebilirlik' kriterlerini karşılaması gerekir. Fail aleyhine olan bir infaz kuralının, eylem tarihinden sonra yürürlüğe girip geçmişe etkili şekilde uygulanması bu temel ilkeleri ihlal eder. Yazar, TCK m.7/3'teki sınırlı sayımın, Anayasal güvence altındaki temel hakları etkileyen diğer infaz kurallarının aleyhe geriye yürütülmesine izin vermeyeceğini savunmaktadır.