Makalede, 'şüphe' kavramının uygulamada bazen sanık aleyhine yorumlandığı ve ispat yükünün fiilen sanığa yüklendiği eleştirisi getirilmektedir. Bu eleştiriyi, Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 26.03.2024 tarihli, 2024/2242 E. sayılı kararındaki somut olay (terazi üzerindeki esrar kalıntısı) üzerinden değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #75223

Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin bu kararı, makaledeki eleştirinin aksine, şüphenin sanık lehine nasıl yorumlanması gerektiğine dair iyi bir örnek teşkil eder. Olayda, sanığın dükkanında bulunan hassas terazi üzerinde esrar kalıntısı tespit edilmiştir. Bu durum, ilk bakışta sanık aleyhine bir delil gibi görünmektedir. Ancak Daire, sanığın 'terazi ve uyuşturucu maddelerin aynı poşete konulduğu' yönündeki savunmasını, ele geçen maddenin tutanakta kesin bir gramajla (37,3 gr) belirtilmiş olması (bu da hassas teraziyle tartıldığına işaret eder) ile destekler nitelikte bulmuştur. Daire, sadece terazi üzerindeki bulaşığın, diğer sanığın uyuşturucunun kendisine ait olduğu yönündeki ikrarı ve diğer şüpheli durumlar karşısında, sanığın suça iştirak ettiğine dair 'şüpheden uzak kesin delil' sayılamayacağına karar vermiştir. Bu karar, tek başına şüpheli görünen bir delilin, sanığın savunması ve dosyadaki diğer verilerle birlikte değerlendirildiğinde mahkumiyete yetmeyeceğini ve şüphenin sanık lehine yorumlanarak beraat kararı verilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu, ispat yükünün iddia makamında olduğunu ve şüphenin sanığa yüklenemeyeceğini teyit eder. (Kaynak: sen.av.tr)