AYM'nin *İslam Çapraz* kararında, adli kontrol tedbiri uygulanmasına rağmen, ilk derece mahkemesi kararında 'başvurucunun kaçacağına veya delilleri karartabileceğine dair dosyaya yansıyan bir bilgi, belge veya iddianın bulunmadığı'nın bizzat belirtilmiş olması, ihlal kararının temelini nasıl oluşturmuştur? Bu durumu, adli kontrolün 'meşru amaç' unsuru açısından analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #74259

Bu durum, ihlal kararının temelini, uygulanan koruma tedbirinin 'meşru bir amacının bulunmadığı' tespitiyle oluşturmuştur. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına (Anayasa m.19) yönelik her türlü müdahalenin (tutuklama veya adli kontrol) meşru bir amaca dayanması zorunludur. CMK m.100/2, bu meşru amaçları; şüphelinin kaçmasını veya delilleri karartmasını (yok etme, gizleme, değiştirme, tanık/mağdur üzerinde baskı kurma) önlemek olarak tanımlamıştır. *İslam Çapraz* olayında, adli kontrol kararı veren Sulh Ceza Hakimliği, kendi kararının gerekçesinde, bu meşru amaçların somut olayda bulunmadığını açıkça ifade etmiştir ('kaçacaklarına veya delilleri karartabileceğine dair bir bilgi, belge veya iddia bulunmadığı'). Bir koruma tedbirinin, kanunda sayılan meşru amaçlardan hiçbiri mevcut değilken uygulanması, o tedbirin keyfi ve hukuka aykırı olduğunun en net göstergesidir. AYM, ilk derece mahkemesinin kendi tespitiyle çelişerek adli kontrol kararı vermesini, tedbirin meşru bir amaca dayanmadığının açık bir ikrarı olarak görmüştür. Meşru amaç unsuru eksik olduğu için, tedbirin kuvvetli suç şüphesine dayanıp dayanmadığı veya ölçülü olup olmadığı gibi diğer unsurları ayrıca derinlemesine incelemeye gerek duymadan, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna kolayca ulaşmıştır.