Neticesi sebebiyle ağırlaşmış bir suçta, failin ağır netice bakımından 'en azından taksirle' hareket etmesi gerektiği (TCK m.23) ilkesi, cinsel istismar suçunda mağdurun ruh sağlığının bozulması (TCK m.103/6) durumunda nasıl uygulanır? Failin sosyal ve kültürel durumu bu değerlendirmede bir rol oynar mı? (YCGK, 2018/120 K.)

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #74258

Bu ilke, cinsel istismar sonucu mağdurun ruh sağlığının bozulması durumunda, failin bu ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için, ruh sağlığının bozulabileceğini 'öngörebilir' durumda olması gerektiği şeklinde uygulanır. Taksirin unsurlarından olan öngörülebilirlik, sübjektif bir değerlendirmeyi gerektirir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun ilgili kararında da bu yaklaşım benimsenmiştir. Mahkeme, failin bu neticeyi öngörüp öngöremeyeceğini değerlendirirken, failin kişisel özelliklerini dikkate almak zorundadır. Kararda belirtildiği gibi, 'failin yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar' göz önüne alınmalıdır. Örneğin, karara konu olaydaki gibi, küçük bir yerleşim yerinde yaşayan, eğitim düzeyi düşük, henüz 17 yaşındaki bir sanığın, cebir ve tehdit olmaksızın girdiği cinsel ilişki sonucunda kendisinden sadece 2 yaş küçük mağdurenin ruh sağlığının bozulacağını öngöremeyeceği kabul edilebilir. Bu durumda fail, taksirle dahi hareket etmediği için TCK m.103/6'dan sorumlu tutulamaz. Ancak bu durum (ruh sağlığının bozulması), TCK m.61 uyarınca temel cezanın belirlenmesinde aleyhe bir unsur olarak dikkate alınabilir. Failin eğitimli, tecrübeli veya eylemin travmatik sonuçlarını bilebilecek bir konumda olması durumunda ise öngörülebilirlik unsuru gerçekleşmiş sayılabilir.