Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 17.01.2019 tarihli ve 2016/75 E. sayılı kararına göre 'gecikmesinde sakınca bulunan hal'in varlığı nasıl tespit edilmelidir? Bu halin varlığı kabul edilmeden Cumhuriyet savcısının verdiği bir arama emri ile elde edilen delillerin hukuki akıbeti ne olur?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #74219

Yargıtay CGK'nın ilgili kararına göre 'gecikmesinde sakınca bulunan hal'in varlığı, soyut ve genel ifadelerle değil, somut olayın özelliklerine göre tespit edilmelidir. Karara göre bu hal; 'delillerin karartılması endişesi, şüpheli ya da sanığın kaçma tehlikesi veya aramanın amaçları açısından bir zarar doğması riskinin bulunması nedeniyle, hakime gidilmekle meydana gelebilecek zaman kaybının aramayı güçleştirmesi ya da imkansız hale getirmesi' olarak anlaşılmalıdır. Yani, derhal işlem yapılmadığında aramanın imkansız veya anlamsız hale geleceği ya da amacına ulaşmanın fazlasıyla zorlaşacağı 'acele bir durum' söz konusu olmalıdır. Şüphelinin kısa sürede saklandığı yerden ayrılacağına dair somut bir bilgi veya delillerin yok edilmeye başlandığına dair bir duyum gibi gerekçeler bu kapsamdadır. Eğer gecikmesinde sakınca bulunan böyle bir hal yokken, sırf kolaylık olsun diye hakim kararı yerine Cumhuriyet savcısının yazılı emriyle arama yapılmışsa, bu arama emri hukuka aykırı olur. Hukuka aykırı bir arama sonucu elde edilen deliller de 'hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delil' niteliği taşır. CMK m.206/2-a, m.217/2 ve m.289/1-i uyarınca, bu tür delillerin hükme esas alınması mutlak bir bozma nedenidir ve yargılamada kullanılamazlar. Kararda ayrıca, hukuka aykırı arama sonrası elde edilen delillere ilişkin elkoyma işleminin sonradan hakim tarafından onaylanmasının, baştaki hukuka aykırılığı gidermeyeceği ve aramayı geriye dönük olarak hukuka uygun hale getirmeyeceği de açıkça vurgulanmıştır.