Anayasa Mahkemesi, avukatlara şüpheli işlem bildirim yükümlülüğü getiren kuralın 'kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesinin önlenmesi' şeklinde meşru bir amacı olduğunu kabul etmesine rağmen, bu kuralı neden Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir? AYM'nin 'ölçülülük' analizi nasıl olmuştur?
Anayasa Mahkemesi, kuralın meşru bir amacı olduğunu kabul etmekle birlikte, bu amaca ulaşmak için seçilen aracın (yani avukatlara getirilen bildirim yükümlülüğünün) yarattığı hak ihlalinin orantısız olduğuna karar vermiştir. AYM'nin 'ölçülülük' analizi şu temel noktalara dayanmaktadır: 1) Avukatlık Mesleğinin Özel Niteliği: AYM, avukatlığın adaletin sağlanmasındaki kritik rolüne, yargının vazgeçilmez bir unsuru olan savunmayı temsil etmesine ve avukat-müvekkil ilişkisinin 'güven' ve 'mahremiyet' temeline dayanmasına özel bir vurgu yapmıştır. Bu mahremiyetin, özel hayata saygı hakkı bağlamında 'imtiyazlı bir korumaya' sahip olduğunu belirtmiştir. 2) Ek Güvencelerin Yokluğu: İptal edilen kural, avukatlara bildirim yükümlülüğü getirirken, bu bilgilerin mesleki sır kapsamında kalıp kalmadığını belirleyecek herhangi bir ek güvence veya mekanizma öngörmemiştir. Avukatlar, diğer yükümlüler (bankalar, noterler vb.) gibi, herhangi bir ön inceleme veya filtreleme mekanizması olmaksızın doğrudan MASAK'a bildirimde bulunmakla sorumlu tutulmuştur. 3) Orantısız Külfet: Bu durumun, avukatlık mesleğinin önemi ve rolü karşısında avukatlara 'katlanamayacakları bir külfet' yüklediği sonucuna varılmıştır. Avukatı, müvekkiline karşı bir 'muhbir' konumuna sokan bu yükümlülük, mesleğin temel fonksiyonunu yerine getirmesine engel teşkil etmektedir. Sonuç olarak AYM, kamu düzenini koruma amacı ile özel hayata saygı hakkı ve savunma hakkına yapılan müdahale arasında makul bir denge kurulmadığını, sınırlamanın 'orantılı' ve 'demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun' olmadığını tespit ederek kuralı iptal etmiştir.