CMK m. 329'un uygulanabilmesi için katılanın 'suç uydurup iftirada bulunduğunun sabit olması' ifadesinden ne anlaşılmalıdır? Bu 'sabit olma' durumu için, katılan hakkında iftira suçundan kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı aranması zorunlu mudur? Metindeki doktrin tartışmalarını ve yazarın kanaatini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #74197

Bu ifade, uygulamada ve doktrinde tartışmalıdır. Metinde iki farklı görüşe yer verilmiştir: 1) Kesinleşmiş Mahkumiyet Şartı Aranmaz: Bu görüşe göre, 'sabit olma' ifadesi, sanığın yargılandığı ceza davasını yürüten mahkemenin, katılanın beyanlarının ve delillerinin iftira niteliğinde olduğuna kanaat getirmesi ve bu tespiti kararına yansıtması yeterlidir. Mahkemenin, bu tespitle birlikte katılan hakkında suç duyurusunda bulunarak yargılama giderlerini ona yüklemesi için, iftira suçundan ayrı bir yargılama yapılıp kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı beklemesine gerek yoktur. CMK'nın lafzı ('suç işlediğinin sabit olması' yerine 'iftirada bulunduğu sabit olan kimse' denmesi) bu yorumu destekler niteliktedir. 2) Kesinleşmiş Mahkumiyet Şartı Aranır: Doktrindeki karşı görüş ve bazı eski Yargıtay kararları, CMK m. 329'un uygulanabilmesi için, hakkında giderlere hükmedilecek kişinin TCK m.267 (iftira) veya m.271 (suç uydurma) suçlarından kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü alması gerektiğini savunur. Bu görüş, masumiyet karinesini ve hukuki güvenliği temel alır. Metindeki yazarın kanaati de bu ikinci görüşe yakındır. Yazar, ilk davanın görüldüğü mahkemenin tespitiyle giderlerin katılana yüklenmesinin, katılanın daha sonra açılan iftira davasından beraat etmesi halinde hakkaniyetsiz bir sonuç doğuracağını belirtmektedir. Bu nedenle, 'olması gereken hukuk' bakımından en doğru uygulamanın; yargılama giderlerinin öncelikle Devlet Hazinesinden karşılanması, iftira attığı düşünülen katılan hakkında suç duyurusunda bulunulması ve ancak bu kişi hakkındaki mahkumiyet kararının kesinleşmesinden sonra Hazine'nin bu giderleri ondan tahsil etmesi olacağını savunmaktadır.