Elektronik ortamda, e-bildirge sistemi üzerinden verilen sahte bir işe giriş bildirgesi, TCK m. 204 kapsamında 'resmi belgede sahtecilik' suçunun maddi konusunu oluşturan 'belge' niteliğini taşır mı? Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin istikrar kazanmış kararları ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun görüşleri arasındaki farklılığı ve bu tartışmanın temelindeki 'suçta ve cezada kanunilik' ilkesini açıklayınız.
Bu konu, Yargıtay daireleri ile Ceza Genel Kurulu arasında görüş ayrılığına neden olan tartışmalı bir alandır. Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin metinde atıf yapılan istikrarlı kararlarına (örn: 2017/17434 E., 2018/1725 K.) göre, elektronik ortamda oluşturulan e-bildirgeler 'belge' niteliği taşımaz. Bu görüşün temelinde TCK m. 204'ün gerekçesindeki tanım yatar. Gerekçeye göre 'belge', 'yazılı kağıt' anlamına gelir ve maddi bir varlığı olması gerekir. Elektronik veriler, yazılı kağıt niteliğinde olmadığından, belgede sahtecilik suçunun maddi konusunu oluşturamazlar. Bu görüş, 'suçta ve cezada kanunilik' (TCK m.2) ilkesini sıkı bir şekilde yorumlar ve kanunda açıkça 'elektronik belge' ibaresi geçmediği için kıyas veya genişletici yorum yoluyla suç tipi oluşturulamayacağını savunur. Buna karşılık, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (örn: 2017/8-1122 E., 2020/381 K. sayılı kararı) görüşü farklıdır. CGK, 5510 sayılı Kanun'un m.100/3 gibi özel kanun hükümlerinin elektronik ortamdaki belgeleri 'resmi belge' olarak kabul ettiğini, bu nedenle bu tür verilerde yapılan sahteciliğin resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturabileceğini kabul etmektedir. Ancak CGK, bu fiilin aynı zamanda TCK m.244/2'de düzenlenen 'sisteme veri yerleştirme' suçunu da oluşturduğunu ve bu suçun 'özel norm' niteliğinde olması nedeniyle, TCK m. 244/2'nin uygulanması gerektiğini belirtmiştir. Dolayısıyla CGK, elektronik veriyi belge olarak kabul etmekle birlikte, uygulama alanı olarak bilişim suçları kapsamındaki özel hükmü öncelikli görmektedir. Tartışmanın temelindeki kanunilik ilkesi, bir fiilin suç sayılabilmesi ve cezalandırılabilmesi için kanunda açıkça tanımlanmış olması gerektiğini ifade eder; bu da yoruma dayalı suç ve ceza yaratılmasını yasaklar.