Güveni kötüye kullanma suçunun (TCK m.155) oluşabilmesi için malın zilyetliğinin faile devri ile dolandırıcılık suçunda (TCK m.157) malın elde edilmesi arasındaki temel fark nedir? Bu fark, suçun başlangıç anındaki 'kast' açısından nasıl bir ayrıma işaret eder?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #74181

Temel fark, zilyetliğin devredilmesindeki iradenin niteliğindedir. Güveni kötüye kullanma suçunda (TCK m.155), malın zilyetliği, mal sahibi tarafından hukuken geçerli bir sözleşme (kiralama, ariyet, saklama vb.) çerçevesinde, 'aldatılmamış' özgür bir iradeyle faile devredilir. Bu devir anında failin kastı malı zimmetine geçirmek değildir; suç işleme kastı, mal kendisine teslim edildikten sonra, devir amacına aykırı bir tasarrufta bulunmaya veya devir olgusunu inkâr etmeye karar verdiğinde ortaya çıkar. Dolayısıyla, suç kastı sonradan oluşur. Dolandırıcılık suçunda (TCK m.157) ise fail, hileli davranışlarla mağdurun iradesini yanıltarak, sakatlayarak malın teslimini sağlar. Mağdurun teslim anındaki iradesi hile ile aldatıldığı için özgür ve geçerli bir irade değildir. Failin suç işleme kastı, daha en başından, mağduru aldatıp malı ondan haksız bir şekilde elde etmeye yöneliktir. Özetle; güveni kötüye kullanmada geçerli bir rıza ve sonradan oluşan bir suç kastı varken; dolandırıcılıkta hileyle sakatlanmış bir rıza ve başlangıçtan itibaren var olan bir suç kastı söz konusudur.