Anlaşmalı boşanma protokolünde tarafların 'birbirlerinden başkaca maddi ve manevi tazminat talepleri bulunmamaktadır' şeklinde bir beyanda bulunmaları, boşanma davası kesinleştikten sonra mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan (katılma alacağı, katkı payı vb.) bir alacak davası açmalarına engel teşkil eder mi? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/8-335 E. sayılı kararı ışığında açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #74140

Hayır, engel teşkil etmez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına ve atıf yapılan kararına göre, anlaşmalı boşanma protokolünde yer alan maddi ve manevi tazminattan feragate ilişkin beyanlar, yalnızca boşanmanın fer'i (eki) niteliğindeki talepleri kapsar. Boşanmanın fer'ileri, TMK m. 174'te düzenlenen maddi ve manevi tazminat ile TMK m. 175'te düzenlenen yoksulluk nafakasıdır. Mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklanan alacaklar (katılma alacağı, değer artış payı, katkı payı alacağı gibi) ise boşanmanın bir eki olmayıp, ondan bağımsız, ayrı bir hukuki uyuşmazlıktır ve ayrı bir davaya konu olur. Bu nedenle, protokoldeki genel feragat beyanı, mal rejiminden kaynaklanan alacakları kapsamaz. Tarafların mal rejiminin tasfiyesinden de feragat ettiklerinin kabulü için, protokolde bu hususun 'açıkça', 'tereddüde yer vermeyecek şekilde' ve 'mal rejiminin tasfiyesi', 'katılma alacağı', 'mal paylaşımı' gibi ifadeler kullanılarak belirtilmiş olması gerekir. Aksi takdirde, genel feragat beyanına rağmen, taraflar boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde mal rejimi tasfiyesi davası açabilirler.