Bir avukatın, müvekkili adına icra takibi sonucu tahsil ettiği parayı kendi uhdesinde tutması, 'zimmet' suçu (TCK m. 247) değil de 'hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma' (TCK m. 155/2) olarak nitelendirilmesinin temel nedeni nedir? Yargıtay CGK'nın 2021/43 E. sayılı kararındaki mantığı açıklayınız.
Bu eylemin zimmet değil de hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma olarak nitelendirilmesinin temel nedeni, avukatın bu işlem sırasındaki hukuki statüsü ve paranın kendisine teslim edilme şeklidir. Yargıtay CGK'nın 2021/43 E. sayılı kararında bu ayrım net bir şekilde yapılmıştır. Avukat, her ne kadar kamusal bir görev ifa etse de, özel bir vekaletname ile takip ettiği bir icra dosyasında devletin bir memuru gibi değil, müvekkilinin 'vekili' (temsilcisi) olarak hareket etmektedir. Paranın tahsili, avukatın doğrudan kamu görevinden kaynaklanan bir yetki değil, müvekkilin verdiği özel 'ahzu kabz' (tahsil etme) yetkisine dayalı, özel hukuk niteliğindeki vekalet ilişkisinin bir sonucudur. Zimmet suçunun oluşması için ise malın faile 'kamu görevi nedeniyle' tevdi edilmesi gerekir. Olayda ise para, kamu gücü kullanılarak değil, müvekkil ile avukat arasındaki özel güvene dayalı 'hizmet ilişkisi' çerçevesinde avukatın zilyetliğine geçmektedir. Bu nedenle, bu özel güven ilişkisinin kötüye kullanılması, zimmet suçunu değil, TCK m. 155/2'de düzenlenen ve bu tür özel güven ilişkilerini korumayı amaçlayan hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturur.