Adli kontrol kararının hukuka uygunluğu denetlenirken, 'kuvvetli suç şüphesi' ve 'tutuklama nedenleri'nin varlığı ayrı ayrı mı değerlendirilmelidir? AYM'nin İslam Çapraz kararındaki yaklaşımı bu açıdan analiz ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #74068

Evet, bu iki unsurun ayrı ayrı ve somut olgulara dayandırılarak değerlendirilmesi gerekir. Adli kontrol, CMK m.109 uyarınca tutuklama şartlarının varlığına bağlıdır. Tutuklama şartları ise CMK m.100'de iki aşamalı olarak düzenlenmiştir: (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması ve (2) Bir tutuklama nedeninin (kaçma şüphesi, delilleri karartma tehlikesi vb.) mevcut olması. Bu şartlar kümülatiftir, yani ikisinin de aynı anda bulunması zorunludur. AYM, İslam Çapraz kararında bu iki aşamalı denetimi net bir şekilde uygulamıştır. Mahkeme, ilk olarak başvurucunun atılı suçu işlediğine dair 'kuvvetli suç şüphesinin' soruşturma makamlarınca yeterince ortaya konulup konulmadığını incelemiş ve bu şartın sağlanamadığını tespit etmiştir. Ardından, ikinci bir aşama olarak, adli kontrol uygulanmasını gerektirecek 'haklı nedenlerin' (yani CMK m.100/2'deki tutuklama nedenlerinin) bulunup bulunmadığını irdelemiştir. Hatta bu ikinci aşamada, bizzat ilk derece mahkemesi kararında 'kaçma veya delilleri karartma ihtimalinin söz konusu olmadığı'nın belirtildiğini vurgulayarak, tedbirin meşru bir amacının dahi bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bu yaklaşım, her iki şartın da varlığının ayrı ayrı ve somut gerekçelerle ortaya konulması gerektiğini göstermektedir.