Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin istikrarlı kararlarında 'e-bildirge, imza ve şifreli bilgisayar ortamında işe giriş bildirgelerinin verilmesi halinde, sahte oluşturulmuş maddi varlığı haiz somut bir belge olmadığından' resmi belgede sahtecilik suçunun oluşmadığı belirtilmektedir. Bu kararların arkasındaki hukuki mantık nedir?
Bu kararların arkasındaki hukuki mantık, belgede sahtecilik suçunun maddi unsuruna ilişkin klasik ve dar yoruma dayanmaktadır. Bu mantığa göre: 1. **Maddilik/Fiziksel Varlık Unsuru:** Belgede sahtecilik suçunun (TCK m. 204) maddi konusu, insan duyularıyla algılanabilen, üzerinde oynama (tahrifat) veya taklit (sahte düzenleme) yapılabilecek fiziki bir nesnedir (kağıt, metal levha vb.). 2. **Elektronik Verinin Soyut Niteliği:** E-bildirge ise, bilgisayar ortamında bulunan, fiziki bir varlığı olmayan, soyut bir veri setidir. Kullanıcı kodu ve şifre ile sisteme girilen bilgiler, maddi bir belge üzerinde yapılan bir sahtecilik eylemi değildir. 3. **Kanunilik ve Kıyas Yasağı:** TCK m. 204, 'belge' sahteciliğini düzenlemiştir, 'veri' sahteciliğini değil. Kanunilik ilkesi gereği, kanunda açıkça tanımlanmamış bir fiil (veri değiştirme/sahte veri girme), benzer sonuçlar doğursa bile, kanunda tanımlı başka bir suçun (belge sahteciliği) kapsamına kıyas yoluyla dahil edilemez. Bu nedenle Yargıtay 11. Ceza Dairesi, eylemin, TCK m. 204'ün aradığı 'maddi varlığı haiz somut belge' unsuru eksik olduğu için, suçun tipiklik unsurunun gerçekleşmediği sonucuna varmaktadır.