TCK m. 155'te düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için fail ile malın sahibi arasında nasıl bir hukuki ilişki bulunmalıdır ve bu ilişkinin dolandırıcılık suçundan farkı nedir?
Güveni kötüye kullanma suçunun (TCK m. 155) oluşabilmesi için, malın mülkiyet hakkı sahibi ile suçu işleyen fail (zilyet) arasında, malın zilyetliğinin 'muhafazası veya belirli bir şekilde kullanılması' amacıyla hukuken geçerli bir sözleşme ilişkisi bulunmalıdır. Bu sözleşme yazılı veya sözlü olabilir. Temel unsur, malın zilyetliğinin mağdurun hile veya aldatmaya maruz kalmamış, özgür iradesiyle ve rızai bir şekilde faile devredilmiş olmasıdır. Dolandırıcılık suçundan (TCK m. 157) temel farkı buradadır. Dolandırıcılıkta fail, hileli davranışlarla mağdurun iradesini fesada uğratarak malın teslimini sağlar. Yani rıza, baştan itibaren sakatlanmıştır. Güveni kötüye kullanmada ise malın teslimi anında mağdurun iradesi sağlıklı ve serbesttir; suç, mal kendisine teslim edildikten sonra failin bu güveni kötüye kullanarak mal üzerinde devir amacı dışında tasarrufta bulunmasıyla veya devir olgusunu inkar etmesiyle oluşur. Suç işleme kastı sonradan ortaya çıkar.