Bir haksız rekabet davasında (TTK m. 55), mahkeme davalının eyleminin haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine ve men'ine karar vermiş, ancak davacının manevi tazminat talebini 'doğrudan kişilik haklarına yöneltilmediği' ve 'ağır ve üzüntü verici mahiyette olmadığı' gerekçesiyle reddetmiştir. Haksız rekabet halinde manevi tazminata hükmedilebilmesinin koşulları nelerdir? TTK m. 56 ve m. 58'i birlikte değerlendirerek açıklayınız.
Haksız rekabet halinde manevi tazminata (TBK m. 58) hükmedilebilmesi için, genel tazminat hukuku koşullarının yanı sıra, haksız rekabet teşkil eden eylemin aynı zamanda davacının kişilik haklarına bir saldırı niteliği taşıması ve bu saldırının manevi bir zarara (elem, keder, üzüntü) yol açması gerekir. TTK m. 56, haksız rekabet nedeniyle 'zarar gören' veya 'zarar görme tehlikesi bulunan' kimsenin açabileceği davaları sayarken, kusur halinde maddi tazminatın yanı sıra, TBK m. 58'deki koşulların varlığı halinde manevi tazminat istenebileceğini de belirtir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/1551 E. sayılı kararındaki mahkeme gerekçesi, Yargıtay'ın genel yaklaşımını yansıtmaktadır. Buna göre, her haksız rekabet eylemi otomatik olarak manevi tazminatı gerektirmez. Manevi tazminat için, haksız rekabetin özellikle davacının ticari itibarı, onuru, saygınlığı gibi kişisel değerlerine yönelik ağır bir saldırı niteliğinde olması aranır. Örneğin, davacının ürünlerinin kalitesiz olduğu, sahtekarlık yaptığı gibi gerçeğe aykırı ve aşağılayıcı beyanlarda bulunulması halinde manevi tazminata hükmedilebilirken; sadece yanıltıcı reklam veya referans kullanma gibi durumlarda, bu eylem doğrudan davacının kişilik haklarını hedef almıyorsa, manevi tazminat talebi reddedilebilir. Mahkemenin, haksız rekabetin tespit ve men'i gibi diğer yaptırımların zararı gidermek için yeterli olduğunu değerlendirmesi de bu sonuca yol açabilir. (Bkz: barandogan.av.tr, Yargıtay 11. HD, 2016/1551 E. sayılı karar özeti)