Bir şirketin temsilcisi, şirketin işletme konusu dışında bir işlem yapmıştır. TTK m. 371/2 uyarınca, bu işlemin şirketi bağlamaması için, üçüncü kişinin 'durumun gereğinden bilebilecek durumda' olduğunun ispatlanması ne anlama gelir? Doktrindeki 'hafif ihmal - ağır ihmal' ayrımını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #73090

Üçüncü kişinin 'durumun gereğinden bilebilecek durumda' olması, objektif bir özen ölçüsüne göre, o işlemdeki bariz tutarsızlıklar veya şüphe uyandıran noktalar nedeniyle, makul bir kişinin işlemin konu dışı olduğunu anlayabileceği anlamına gelir. Bu ifadenin yorumunda doktrinde farklı görüşler bulunmaktadır. Makalede de değinilen bir görüşe göre, kanun koyucunun 'bilmesi veya halin icabına göre bilmesinin mümkün olmaması' gibi bir ifade yerine 'bilebilecek durumda bulunması' ifadesini kullanması, basit bir 'hafif ihmalin' yeterli olmadığını, üçüncü kişinin 'ağır ihmalinin' aranması gerektiğini gösterir. Bu görüşe göre, üçüncü kişinin sadece küçük bir araştırma yapsaydı öğrenebilecek olması (hafif ihmal), şirketin işlemle bağlılıktan kurtulması için yeterli değildir. Şirketin, ancak üçüncü kişinin bariz gerçekleri görmezden gelmesi, yani ağır ihmali halinde işlemle bağlı olmayacağını ileri sürebileceği savunulur. Diğer bir görüş ise, Medeni Kanun'daki iyiniyetin korunması ilkesindeki genel özen borcunun burada da geçerli olduğunu, yani üçüncü kişinin kendisinden beklenen makul özeni göstermediği her durumda (hafif ihmal dahil) kötü niyetli sayılacağını ileri sürer. Ancak TTK m. 371/2'nin amacı üçüncü kişiyi korumak olduğu için, ağır ihmal arayan görüşün hükmün ruhuna daha uygun olduğu söylenebilir. (Bkz: sen.av.tr, '6102 Sayılı Kanun Kapsamında Ultra Vires İlkesinin Uygulanması')